ADALETE ERIŞIM HAKKININ ÇERÇEVESI
halkların ve ev kadınlarının bağımlılığı “doğal” ve doğru bir çeşit bağımlılık olarak görüldü (Fraser & Gordon, 2013, 90). Beyaz erkek emekçiyi
bağımsız olarak göstermek için hem kadınların yeniden üretim emeğine
hem de piyasa ve sermayeye olan bağımlılıklarının görünmez hale getirilmesi gerekiyordu. Bu anlamda ekonomik bağlam çifte bir aldatmacaya maruz kaldı: Hem sermaye-emek ilişkisinin sömürü içerdiği gerçeği
hem de yeniden üretim emeğinin emek olduğu gerçeği gizlenmiş oldu.
Toparlamak gerekirse, sanayi kapitalizmi döneminde sömürü gizlendi,
baskı ise aklandı ve gerekçelendirildi.
Sanayi sonrası dönemde artık iyi veya kabul edilebilir bir bağımlılık çeşidi kalmadı (Fraser & Gordon, 2013, 100). Sadece beyaz işçi değil,
diğer grupların da formal hakları kâğıt üstünde kazanıldığı için artık
ekonomik, toplumsal veya politik bağımlılığın mümkün olmadığı düşünülüyordu (Fraser & Gordon, 2013, 100). Böylelikle geriye kalan herhangi bir bağımlılık bireysel bir sorun ya da kişinin kendi suçu olarak
görülüyor, kadınsılıkla ilişkilendiriliyor, damgalanıyor ve patolojize ediliyordu (Fraser & Gordon, 2013, 101). Kimyasal madde tiryakiliği ilk defa
bu dönemde bağımlılık olarak tanımlandı; buna karşın sosyal yardıma
ihtiyaç duymak bir çeşit madde bağımlılığı gibi düşünülmeye başlandı
(Fraser & Gordon, 2013, 101-102). Hatta ruhsal hastalıkları teşhis ve istatistik kılavuzuna “bağımlı kişilik bozukluğu” adlı bir psikiyatrik tanı
eklendi (Fraser & Gordon, 2013, 103). Kısacası bu dönemde, baskı artık
kabul edilmez bir olguyken (formal haklar sayesinde ortadan kalktığı
varsayılıyordu), ücretli emek şeklindeki sömürü (bu isimle kullanılmasa da) kabul edilebilir ve arzulanan bir olguydu. Bağımlılık ise sanayi
öncesi dönemde olduğu gibi sosyal bir ilişki olmaktan tamamen çıkıp
kişiselleştirilmiş durumdaydı.
Fraser’ın ihtiyaçlar konulu makalesinde anlatılan ihtiyaçların depolitize edilme sürecinde olduğu gibi burada da bağımlılık tanımı zamanla
siyasi alanın dışına atılarak kişiselleşir, bireyselleşir ve çeşitli özel kuşatılmış bölgelere hapsedilerek toplumun ve devletin sorumluluğu olmaktan çıkar. Bağımlılık ve ihtiyaçlar arasında daha net bir ilişki kurmak
gerekirse, bağımlı olarak olumsuz şekilde tanımlanan kişi ve grupların
esasen ihtiyaçları depolitize ve patolojize edilmiş gruplar olduğunu görebiliriz; aynı sosyal modelin paradigma değişikliği öncesinde engelli ki33