ADALETE ERIŞIM İÇIN DESTEK MEKANIZMALARI
rafından yapılan bu “fedakârlık” eylemine yoğunlaşmakta ve buna yönelik övgülere yer vermekte. Pek çoğumuzun bu veya benzeri bir görüntüyle
karşılaştığındaki refleksi de benzer yönde olacaktır. Ancak bu ve benzeri
örnekler üzerinde biraz düşünüldüğünde, engelli hakları söz konusu olduğunda hemen her zaman içine düştüğümüz yanılgı da kendini ortaya
koymakta: Hem imzacı olunan uluslararası bir sözleşme hem de iç hukuk
gereği üstesinden gelinmesi/gelinmiş olması gereken –bu örnek özelinde
bir erişebilirlik sorununun– bir devlet yükümlülüğünün eksikliğini gölgede bırakan bir başka olgunun ��n plana çıkıyor olması, toplumun dikkatinin herhangi bir gerekliliktense bunun yerine yapılan jeste odaklanıyor
olması; bir kamu binasına erişimin devlet tarafından kabul gören ve sağlanması gereken bir hak olarak değil de bir “lütufkârlık”, “iyilikseverlik”
olarak görünüm kazanıyor olması... Bu bakımdan sözü edilen hayal gücü
eksikliği henüz en başta kendini gösteriyor. Benzer örneklere verilebilecek az buçuk benzer tepkiler de, hemen her zaman bir hak ihlali sonucu
doğan mağduriyetlerin saklı planda kalmasına ve bir anlamda eşitsizliğin
dolaylı olarak içselleştirilmesine hizmet etmekten öteye gidemiyor. İşte,
genel olarak dezavantajlı gruplar ve bilhassa engellilik söz konusu olduğunda bu fenomen ısrarla karşımıza çıkmaya devam ediyor. Bu bakımdan
bu yanılgıyı hep akılda tutmak, her olayda gözetmek gerekiyor.
O halde engellik konusuna insan hakları temelli bir yaklaşımda geri
planında olması istenen, beklenen bir farkındalık söz konusu. Çoğu kez
Engelli Hakları Sözleşmesi’nden, engellik olgusuna yaklaşımda bir paradigma değişikliği olarak söz edilmesinin nedeni de bu.2 Üstelik daha ilk
maddesiyle bunu vurgulayan bir belgeden söz ediyoruz. Sözleşme en başından itibaren engelliliğin salt bir kişisel sakatlık ya da bir hayırseverlik
meselesi olarak değil, kişinin mevcut süregelen koşulunun toplumsal ya
da fiziksel bir kabulle, bir bariyerle ilişkisinden, çarpışmasından, karşılaşmasından anlaşılması gereken bir olgu olarak ele alınması gerekliliğini vurguluyor. Hak temelli yaklaşım da sosyal model olarak adlandırılan
bu modelin kabulüyle başlıyor ve söz konusu toplumsal değişimi haklar
aracılığıyla, vurgusuyla gerçekleştirmeyi hedef alıyor. Bunun ötesinde
engelli hakları hareketini ve sözleşmesini ona yön veren bazı kilit kav2 Agm, s. 220.
89