ULUSLARARASI ENGELLİ HAKLARI KONFERANSI - ENGELLİLERİN ADALETE ERİŞİMİ
şilerin tanımlandığı gibi. Yukarıda özetlediğim iki makale de ihtiyaçları
ve bağımlılığı tarihselleştirdi, politize etti ve üzerlerindeki yaftayı kaldırmaya çalıştı. Ama ihtiyaç ve bağımlılık kavramına açık açık olumlu
anlamlar yüklemediler. Bu kuramsal çalışma için şimdi kısaca Marksist
ihtiyaç anlayışına bakacağım.
Marx’ın ihtiyaç kuramını inceleyen Heller’a göre insanlar hem ihtiyaç nesnelerini1 hem de onları tedarik etmenin yollarını kendileri yaratır (Heller, 1976, 40). Bu nesnelere olan yönelim ihtiyaçlara aktif bir
karakter verir; ihtiyaçlar hem kendi karşılanma yollarını hem de yeni
ihtiyaçları yaratan kapasiteler ve kudretler olarak ortaya çıkar (Heller,
1976, 40-41). Kapitalizm diğer toplumsal ekonomik sistemlere kıyasla
daha önce hiç görülmemiş bir hızda yeni toplumsal ihtiyaçlar yaratan
bir sistemdir. Bu açıdan olumlu görünse de kapitalizmde sadece belli bir
çeşit ihtiyaç üretilir: sermayeyi yücelten ve artı değer yaratan ihtiyaçlar
(Heller, 1976, 48-51). Tüm ihtiyaçlar sahip olma ihtiyacına indirgenir.
İşçinin açısındansa sahip olduğu tek şey emeği, tek ihtiyacı da hayatta kalma ihtiyacına indirgenmiş durumdadır. Heller’a ve Marx’a göre,
sermayeyi yüceltmeyen, niteliksel ihtiyaçlar sistemin işleyişini sekteye
uğratabilir (Heller, 1976; Marx, 2000). Bu tür ihtiyaçlar “radikal ihtiyaç”
olarak tanımlanır. İhtiyaçları siyasal alana taşımada ve onlara olumlu
anlamlar yüklemede başarılı olsa da maalesef bu konudaki Marksist kuramsal çalışmalar üretkenliği ve emeği çok fazla merkeze alır ve bunun
sonucu olarak da bağımlılığı ihtiyaçları karşılamanın yanlış bir yolu olarak (örn. çalışmadan, üretmeden, vs.) görür. Bu yüzden de engelliliği
merkeze alan bir çalışmayla yeterince uyumlu değillerdir. Peki, ihtiyaçlar konusundaki bu olumlu yaklaşımı sağlamcılığı yeniden üretmeden
kullanabilir miyiz?
Serene Khader (2008), ağır bilişsel engelli kişileri kapsayacak bir
adalet kavramının peşinde hem ihtiyaçları hem bağımlılığı siyasal alana taşımayı başardı. Bunun için iki stratejisi vardır. Birinci strateji ağır
bilişsel engelli kişileri baskı altında, yani ezilen, bir grup olarak tanımlamaktır. Khader’in engelliğin hem sosyal anlamlarını hem de yeti yitimi boyutunu kapsayan diyalektik bir yaklaşımı var. Bu yaklaşım hem
1 Burada nesne sadece fiziksel nesneler değil insanların inşa ettiği tüm sosyal ilişkileri ve ürünleri
de kapsıyor.