ULUSLARARASI ENGELLİ HAKLARI KONFERANSI - ENGELLİLERİN ADALETE ERİŞİMİ
aşina olduğumuz özerk rasyonel özneye alternatif olarak Eva Kittay
ilişkisel öznelik kavramını geliştirir: “... kişi olmak, diğer kişilerle belli
ilişkilere girebilme ve diğer kişilerle teması sürdürebilme kapasitesine
sahip olmak, kendi dünyasına ve başkalarının dünyasına biçim verebilmek ve bir başka insanın [kendisi] için hayal edilebilir bir ihtimal olarak
düşünebildiği bir yaşama sahip olabilmek anlamına geliyor” (Khader,
2008, syf. 9’da alıntılanmış). Bağımlılık evrenseldir: Tüm insanlar yaşamları boyunca “radikal bağımlılık” evrelerinden geçer (çocukluk, yaşlılık, hastalık dönemleri, kalıcı veya geçici engellilik, vb.) (Khader, 2008,
9). Her birimiz yaşamımıza radikal bağımlılık içindeki bebekler olarak
başladığımızdan, ancak ve ancak bizim bakımımızı üstlenen diğer kişilerle ilişki halinde biz de kişi olur ve nasıl bir öznelik geliştiriyorsak
bu ilişkiler içinde geliştiririz: “Manevi kişiliğimiz başkalarının bakımı
olmadan mümkün olamazdı” (Khader, 2008, 9). İşte tam da bu anlamıyla
bağımlılık bir kudret olarak ortaya çıkar ve bilişsel kabiliyet gözetmeksizin herkesi manevi ve siyasi topluluğun bir parçası haline getirir.
Buradan hareketle Khader, öznelik ve ilişkiselliği en merkezi insan
kabiliyetleri olarak tesis etmemizi ve her bir kişiye bu iki kabiliyeti kendi potansiyellerine göre veya belli bir eşik değeri kadar gerçekleştirme
olanağı sağlamamızı önerir (2008, 15). Ağır bilişsel engelli kişiler bu tür
bir serpilme kabiliyetine ulaşabilmek için yaşam boyu destek ve bakıma ihtiyaç duyabilir. Bu bağlamda bakım emeğini emek olarak görmek:
Bu bağımlılık ilişkisini siyasi eşitler arası bir ilişki haline getirir; bu tür
emeğin olası sömürüsünü görünür hale getirir; toplumsal kaynak dağılımının hem ağır bilişsel engelli kişilerin hem bakım emekçisinin ihtiyaçlarına cevap verebilir olmasını gerektirir. Asıl mesele bağımlılığı tamamen ortadan kaldırmak değil, bu kavramla ilişkili yafta ve damgaları
ortadan kaldırıp onu kolektif bir güçlenme kaynağı haline getirebilmektir. Bu temel üzerine her birimizin serpilebileceği, tüm ihtiyaçlarımızın
aynı anda hem politik hem kişisel olduğu bir dünya inşa edebiliriz.
Marx’a göre radikal ihtiyaçların karşılanmaya çalışılması bu ihtiyaçları yaratan ama kendi içinde karşılayamayan sistemleri tehdit eder.
Örneğin kapitalizm yoksulluğu yaratır ama yoksulluğu ortadan kaldırmaya çalışmak sistemin mantığını ve dolayısıyla kendisini tehdit edecektir. Marx somut bir radikal ihtiyaç olarak boş zaman talebini örnek