GIRIŞ bir diğer kategorinin üyelerine özel çeşitli avantajlar sağlayarak; imtiyazlı kategorinin üyesi olanlarla diğerleri arasında eşitsizliğe yol açmaya dönük eşitsiz ve aleyhte muameleler” ayrımcılık olarak kabul edilmektedir. Ancak ayrımcılığın evrensel hukuk metinlerine girmesi kavramın sosyal bilimlerin öncelikli konusu haline dönüştüğü biçiminde anlaşılmamalı. Kıta Avrupası’nda savaş sonrası dönemde öncelikli inceleme konuları; bir yandan geride bırakılmış faşizm deneyimlerine dair bir açıklama çerçevesine ulaşma çabasına odaklanırken, diğer yandan da tüketim toplumuna geçişin ve endüstride modernleşmenin doğurduğu sorunlara odaklanmıştır. Bu konuda istisnayı Amerika Birleşik Devletleri (ABD) temsil eder. Özellikle ABD’de 1950 ve 1960’larda yükselen Afroamerikan Sivil Haklar Hareketi, ayrımcılık meselesini siyaset alanının gündemine olduğu kadar sosyal bilimlerin de gündemine taşır. Ayrımcılık, iktidar ilişkileri kavramıyla birlikte düşünülmeye başlanır. Buna göre, toplumsal düzeyde çoğunluk ve azınlık gruplarının oluşumunu beraberinde getiren ayrımcılık, yapısal iktidar ilişkilerinin yeniden üretimine hizmet eder.6 Ancak dediğimiz gibi, ayrımcılık meselesi üzerine bu türden bir akademik ilgi neredeyse yalnızca ABD’de söz konusu olur. Bu durumun en temel nedenlerinden birisi de, ayrımcılık kavramının ABD’nin kurucu adalet nosyonu olan “fırsat eşitliği” perspektifi dahilinde anlam kazanabilmesidir. Savaş sonrası Kıta Avrupası’nda ise eşitsizlikler, iktidar ilişkilerinin sermaye (ekonomik, kültürel, toplumsal sermaye) sahipleri lehine yeniden üretimi meselesi etrafında tartışılır. Bir başka deyişle Avrupa’da, ABD’de olduğu gibi tek tek bireyler ya da gruplar arasındaki fırsatların eşitsizliği değil, konumların yapısal eşitsizliği sorunsalı öne çıkar. Konumlar arasındaki farklılıkların –örneğin bir yöneticiyle çalışanın arasındaki ücret farkının ya da elit yetiştiren bir okulun diplomasının değeri ile bir meslek okulunun diplomasının değeri arasındaki makasın- azaltılması kamusal tartışmanın odağında yer alır. Hal böyleyken, ayrımcılık kavramı, Avrupa’da hâkim olan konumlar eşitsizliği sorunsalı içinde 1990’lara gelene kadar kendine yer bulamaz. Türkiye’de de durum farklı seyretmeyecektir. Peki, bunun nedeni ne olabilir? 1990’lardan sonra ne değişir de ayrımcılık kavramı ön plana çıkmaya başlar? Bu sorunun kuşkusuz tek bir yanıtı yok. Ancak yanıtlardan birine değinerek dahi kimi açıklamalara kavuşabiliriz. 1980’lerde hız kazanan neoliberal dönüşümün ve piyasalaşmanın konumuz açısından en önemli sonucu kamu gücünün, konumsal eşitsizliklere yeniden bölüşüm yönünde müdahale kanallarını devre dışı bırakması olur. Kamu müdahalesi 6 Bereni, L., ve V.-A. Chappe. 2011. “La Discrimination, de La Qualification Juridique à l’outil Sociologique.” Politix, 94 (2): s. 16. 7

Hedef paragraf seç3