TÜRKIYE’DE AYRIMCILIK ALGISI
de kadınların büyük kısmı tarafından itiraz görmemiştir. Bu da ayrımcılık algısının oluşmasında kadın cinayetleri, cinsel taciz, kadına şiddet, kadının siyasette ve
iş dünyasında yetersiz temsil edilmesi gibi temalar üzerinden yürütülen kampanyaların çok sınırlı bir etki yaratabildiğine işaret etmektedir. Siyaset kurumu içinde ise kadına yönelik ayrımcılığa karşı mücadelede öne çıkmış feminist isimlerin
HDP dışında kendisine yer bulamaması ve yüzde 85-88 civarı oy potansiyeline
sahip diğer partilerin siyasi söyleminin üretiminde önemli bir yer tutmaması da
bu durumun oluşmasında bir etken gibi durmaktadır.
Ayrımcılığa uğradığına dair ortak bir kanaatin oluştuğu bir diğer grubu LGBTİ+’lar oluşturmaktadır. Yüzde 36,28, LGBTİ+’ların her zaman ya da çoğunlukla
ayrımcılığa uğradığını söylemektedir. Bu oran Mültecilere/Göçmenlere her zaman ya da çoğunlukla ayrımcılık yapılır görüşünün elde ettiği oranla aynıdır.
Yüzde 17,86’lık bir kesim LGBTİ+’lara bazen ayrımcılık uygulanmaktadır derken, yüzde 45,86 da nadiren ayrımcılık uygulanmakta ya da ayrımcılık uygulanmamaktadır görüşünü benimsemektedir. (Bkz. Grafik 6).
Odak grup toplantılarında “evinizi/eviniz olsa kime kiralamazsınız?” sorusuna
verilen yanıtlarda da mülteciler/göçmenler ve LGBTİ+’lar aynı oranda öne çıkmaktadır. Gerekçe olarak da “eve zarar verirler”, “mahalleye giren çıkan belli
olmaz”, “ahlaksızlık alış başını yürür” gibi cümleler kullanılmıştır.
Ayrımcılığa en fazla oranda neden olduğu düşünülen son başlık da siyasettir.
Yüzde 42,02’lik bir kesim Türkiye’de her zaman veya çoğunlukla siyasi
ayrımcılık yapıldığını düşünmektedir. Yüzde 20,68 kesim ise bazen ayrımcılık yapıldığını düşünürken, yüzde 37,1’i ya hiç siyasi ayrımcılık yapılmadığını
ya da nadiren yapıldığını düşünmektedir. Her zaman veya çoğunlukla siyasi
ayrımcılık yapıldığını düşünenlerinin oranında daha önce de belirtmiş olduğu22