SEÇİM KAMPANYALARINDA AYRIMCILIK VE NEFRET SÖYLEMİYLE
MÜCADELE HAKKINDA TAVSİYE KARARI
Equinet, Avrupa Eşitlik Kurumları Ağı:
* Ayrımcılık yasağı ve eşit muamelenin evrensel insan hakları sisteminin temeli ve Avrupa
Birliği’nin kurucu ilke ve değerleri olduğunu hatırlatır;
* Eşitlik ve ayrımcılığa uğramama hakkının, dokuz temel BM insan hakları sözleşmelerinin
hepsinde bulunan tek hak olduğunu ve ayrıca Avrupa Konseyi ile Avrupa Birliği düzeyinde
bağlayıcı bir mevzuat ve iyi gelişmiş bir içtihadın konusu olduğunu kabul eder;
*Eşitlik Kurumlarının Avrupa genelinde eşitliği teşvik etmek, ayrımcılık ve tacizle mücadele
etmek üzere ve çoğu zaman nefret söyleminin üstesinden gelmekle görevlendirilerek
kurulmuş bağımsız devlet kurumları olduğunu hatırlatır;
* Eşitlik Kurumlarının hayatın tüm alanlarında ayrımcılık yasağı ve eşitliğin teşvik edilmesi
için hizmet sunduklarını yineler;
* İfade özgürlüğünün en temel insan hakları kurallarından biri olduğunu ve bu hakkın
kullanımının yalnızca hoş karşılanan veya zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen “bilgi”
ve “fikirler” için değil, aynı zamanda Devleti ya da halkın herhangi bir kesimini kızdıran,
şoke eden veya rahatsız edenler için de geçerli olduğunu kabul eder, fakat ifade özgürlüğünün
mutlak olmadığını ve hoşgörüsüzlüğe dayalı nefreti yaygınlaştıran, kışkırtan, teşvik eden ve
meşrulaştıran her türlü ifade biçimi olarak tanımlanan nefret söylemini engellemenin gerekli
olduğunu hatırlatır;
* Ayrımcılık, taciz ve nefret söylemi arasındaki bağların varlığını kabul eder;
*Avrupada çoğunlukla kişisel görüşlerin basit bir ifadesi veya hatta insan haklarına dair
kaygılar şeklinde meşrulaştırılarak toplumdaki belli grupları günah keçisi ilan ederek ve
onlara karşı kullanılan ayrımcı dil veya nefret söylemiyle gölgelenen seçim kampanyalarının
gittikçe artmasıyla ilgili raporları kaygıyla not eder;
* Ayrımcılık, taciz, nefret söylemi ve bir grup insanın kişisel nitelikleri nedeniyle
diğerlerinden üstün olmasına dayanan ideoloji ve söylemlerin, direkt ve kesin olarak
demokratik değerlere aykırı olduğunu ve bunların demokratik devletlerin kurucu değerleri ile