1. Giriş Zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) derslerinin statüsü ve içeriği, Cumhuriyet tarihi boyunca siyasetin ve toplumun taleplerinin etkisi altında şekillenmiştir.2 Son 20 yıldır ise bu etkenlerle birlikte, uluslararası insan hakları hukukunun oluşturduğu normatif talepler de dersin içeriğinin şekillendirilmesinde önemli bir kıstas haline gelmiştir.3 Eğitim konusu, din, dini eğitim ve din veya inanç özgürlüğü hakkı konularının kesişiminde en fazla tartışılan ve üzerinde hukuki, sosyolojik, din öğretimi çalışmalarının yoğunlaştığı alan olmaya devam etmektedir. Çok sayıda yetişkin ve çocuğu etkileyen, hakkında kişisel deneyime ve fikre sahip olunan bir konu olsa da din eğitimi, Cumhuriyet tarihi boyunca üst politika konusu olmaya devam etmiştir. Konunun paydaşları olarak devlet, ebeveynler ve din veya inanç toplulukları öne çıkmaktadır. Öte yandan, konunun merkezinde yer almasına karşın çocuğun ilgili kararlara katılımının ve haklarının görmezden gelinmesinin boyutu çarpıcıdır. Dini eğitim ve din kültürü (dinler hakkında nesnel ve tarafsız eğitim) derslerine ilişkin sosyolojik araştırmalar, toplumun bakışına ışık tutuyor. Dini eğitim ve din kültürü veya dinler hakkında tarafsız ve nesnel eğitim arasındaki ayrımı akılda tutmak önemlidir, zira özellikle sosyolojik araştırmalar ve belirli toplumsal kesimlerin konuya ilişkin görüş ve talepleri, bu ayrım net bir şekilde nitelendirilmeden değerlendirmeye katılabilmektedir. Bu nedenle okuyucunun bu ayrım konusunda farkındalığını bu yazı boyunca koruması önemlidir. Türkiye’de insanların büyük çoğunluğu, çocuklarının din (İslam) eğitimini esasen aileden, ardından Kur’an kurslarından ve okuduğu okuldan alması gerektiğine inanıyorlar. KONDA Araştırma ve Danışmanlık tarafından 2017 yılında eğitim sistemiyle ilgili olarak gerçekleştirilen bir araştırmada, 2007 yılına ait benzer bir araştırma bulgularıyla yapılan karşılaştırmada, aradan geçen 10 yıl içinde çocukların din eğitimini nereden alması gerektiği konusunda toplumun bakışında temelde bir değişim olmadığı görülüyor. 4 Öte yandan araştırmada, Kur’an kurslarına taleple ilgili önemli bir bulgu da ortaya konuluyor. Aynı çalışma 2007 yılında ailelerin yüzde 47’si kızlarını ve yüzde 39’u oğullarını yazın Kur’an kursuna göndermeyi tercih ederken, aradan geçen zaman içinde bu oranların yüzde 27 ve yüzde 25’e gerilediğini gösteriyor.5 Yine KONDA tarafından 2019 yılında gerçekleştirilen “Toplumsal Cinsiyet ve Hayat Tarzları” araştırması, din eğitiminin zorunlu niteliğine bakış konusunda önemli bulgular ortaya koyuyor. Rapor hem erkekler hem de kadınlar için din eğitiminin dini hassasiyet içeren konular arasında yer aldığına işaret ediyor fakat önemli bir değişime de dikkat çekiyor.6 Din dersinin mecburi olması gerektiğini düşünen erkeklerin oranı yüzde 48 iken, kadınlar için bu oran biraz daha fazla (yüzde 52).7 Kadınların beşte dördü, çocuk yetiştirirken ahlak eğitiminde dinin rolü olması gerektiğine inanıyor. Lise altı eğitimi tamamlamış kadınlar arasında gerek din dersinin zorunlu olması gerekse 2 Din eğitiminin Anayasal tarihi için bkz., Şirin, T., “Türkiye’de Zorunlu Din Eğitimi Sorunu”, Öğretmenler, Öğrenciler, Veliler ve STK’lar açısından Eğitim Sisteminde Din Öğretiminin Rolü içinde, 2016, Yurttaşlık Derneği. Ayrıca bakınız Genç, F. (2012). Türkiye’deki Din Eğitimi Tarihi ve Bugünkü Durumu. Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 16 (1). 3 AİHM, Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye, Başvuru No. 1448/04, 9 Ekim 2007 ve Mansur Yalçın ve Diğerleri/Türkiye, Başvuru No. 21163/11, 16 Eylül 2014. 4 Konda Barometresi, Eğitim Sisteminin Yapısı ve Beklentiler, 2017. 5 A.g.k. 6 Konda, Toplumsal Cinsiyet ve Hayat Tarzları, 2019. 7 A.g.k. 7

Hedef paragraf seç3