TÜRKİYE’DE TOPL ANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI BAKIMINDAN İDARİ YARGININ ETKİLİ BAŞVURU YOLU OLMA NİTELİĞİ
I. Etkili Başvuru Hakkının Kapsamı
Etkili başvuru hakkı, AİHS’nin 13. maddesinde yer alır: “Bu Sözleşme’de tanınmış
olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası
için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir”. Buna benzer biçimde, Anayasa’nın
“Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması” başlıklı 40. maddesine göre, “Anayasa ile
tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden
başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir”. Bu iki maddenin uygulanma alanı arasında Anayasa’da düzenlenen hakların daha kapsamlı olması nedeniyle önemli bir fark bulunmaktadır. Ancak, bireysel başvuru yolu dışındaki ulusal mahkemelerin bu maddeye ilişkin bir inceleme yapmaması ve AYM’nin bireysel
başvuruyu Anayasa’daki tüm haklara ilişkin değil, sadece AİHS ile Anayasa’nın
ortak koruma alanına ilişkin inceleme olarak sınırlı görmesi nedeniyle uygulamada bu iki madde aynı kapsama sahiptir. Her iki maddede ortak unsurlardan biri,
etkili başvuru hakkının bir hakkın ihlaline ilişkin savunulabilir bir iddiaya ilişkin
bir hak olarak tanımlanmasıdır. Bu açıdan, tıpkı AİHS 14. maddede olduğu gibi, bu
hakkın başka bir hakkın ihlal edildiğine ilişkin bir iddiayla birlikte ileri sürülmesi
gerekecektir. Bu yönüyle 13. madde, Sözleşme’de öngörülen hakların etkili biçimde
korunmasının ve Mahkeme’nin deyişiyle hakların bir “illüzyon” olmanın ötesine
geçmelerinin de güvencesini oluşturur.
Madde son derece kısa ve net görünmesine karşılık uygulamada hakkın kapsamını
belirlemekte belli güçlükler bulunmaktadır. Maddenin uygulanmasına ilişkin özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bakımından temel sorulardan biri, ne
tür yolların etkili olarak niteleneceği sorunudur. Bu sorun, bir yandan Mahkemenin
ikincil hukuk yolu olmasıyla bağlantılı olan ve Mahkemeye başvurmadan önce iç
hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünü içeren 35. maddeyle de bağlantılı olmakla
birlikte, maddenin kendisi insan haklarının korunmasında ulusal hukuk sistemlerinde etkili başvuru imkânları bulunmasını bir hak olarak düzenlemiştir. Maddede etkililik konusunda bir kriter bulunmadığından bu hakkın işlevsel hale gelebilmesinin
koşulu olarak hangi yolların etkili olduğunun belirlenmesinde Mahkeme’nin içtihadı
önemli bir rol oynar. Mahkeme, idari ve yargısal yolların birbirinden çok farklı şekilde düzenlenebildiğini ve bu konuda devletlerin değerlendirme marjı olduğunu kabul
etmekte, başvurunun mutlaka belli bir yargı kolunda incelenmesini, belli bir mahkeme yapısını ya da mutlaka belli bir dava türünü zorunlu tutan bir yaklaşıma sahip
değildir. Diğer yandan, Mahkeme, etkili başvuru yolu getirme yükümlülüğünün dayanılan hakkın içeriğine göre değiştiğini vurgulamaktadır. Bu açıdan, Mahkemenin
2., 3., 5. ve 6. maddelerin ihlali iddialarında devletlere 13. madde açısından daha fazla
sorumluluk yüklediği belirtilebilir.
AYM de AİHM ile benzer bir yaklaşıma sahiptir. Mahkeme’ye göre, “Kişilerin etkili
başvuru hakkı açısından sahip oldukları güvencenin kapsamı, ihlal iddiasına konu
edilen hakkın niteliğine göre değişmektedir. (…) …ihlal iddiasına konu edilen hak,
Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan “işkence”, “eziyet” veya “insan
haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza veya muameleye tabi tutma yasağı olduğunda, Anayasa’nın öngördüğü mutlak yasak gereği, bu haklar açısından sağlanması gereken
7