2010 ile 2016 yılları arası Günsan’da çalıştım. Firmamız yerli sermayeye, Abidin
Gün adlı birine aitti. Daha sonra 2015 gibi Schneider Electric satın aldı burayı.
Satın aldığı zaman kokteyller düzenlendi. Hatta biz işçiler olarak çok olumlu
bakıyorduk olaya. İşte artık yabancı bir firmayla çalışacağız, sosyal haklarımız
daha iyi olacak, çalışma şartlarımız daha iyi olacak, diye düşünüyorduk.
Daha önce Günsan’da Türk Metal-İş Sendikası’nda örgütlenmeye çalışmışlardı
2010 yılında. Yine aynı şekilde bir sürü işten atmalar olmuştu. Biz, süreci
fazla bilmediğimiz için Schneider’in sendikası var, onlar satın aldığına göre
herhalde biz de sendika çatısı altında çalışacağız, diye düşündük. Ama öyle
olmadı. Yeni yönetim bize “Biz burayı satın aldık ama işten çıkartma olmayacak
kesinlikle” diyordu. Schneider geldi ama sadece tabela değişti, aslında ismini
de değiştirmediler, Günsan olarak kaldı. Sadece işverenimiz değişti. Ama
baktık sosyal haklarımızda hiçbir iyileşme yok, ikramiyeyle ilgili herhangi
bir söz yok; hatta yerli sermayedeyken ayda 2 gün rahatsızlandığımızda
kullandığımız istirahat hakkımız vardı, ücretimizden kesilmiyordu. Schneider
geldikten sonra “Artık rahatsızlandığınızda rapor aldığınız zaman biz bunu
karşılamayacağız, keseceğiz’”dediler. Fabrikada denetimler daha sıkılaştı. Sıcak
olan bölümler vardı, enjeksiyon bölümü, buradakilerin bir soğutma talebi vardı,
onlar karşılanmadı. Ücretlerde yine aynı eski yöntem; kimin yakını varsa zam
dönemlerinde iyi zam aldılar vs. Bu nedenlerle işçiler artık örgütlenmeye karar
verdiler.
Arkadaşlarımızı büyük zorluklarla ikna ederek sendikaya üye yapmaya
başladık ve bu faaliyetleri gizlice sürdürdük. Tam yetki için başvurulacağı gün,
ben bir sipariş nedeniyle işyeri dışındayken sorumlu yöneticim tarafından
acilen fabrikaya çağrıldım. İnsan kaynakları bölümüne gitmem istendi.
Gittiğimde sendikalaşma çabalarına öncülük eden toplam 6 kişi olarak
işten çıkartıldığımızı öğrendik. İş Kanunu’nda 26/2. madde var, işyerinde
huzursuzluk çıkartmak, işyerinin düzenini bozmak gibi gerekçelerle herhangi
bir tazminat ödemesi yapılmadan çıkartıldık. 2 arkadaşı, arkadaşlarıyla
vedalaşmalarına izin vermeden soyunma odasına güvenlik nezaretinde
götürüp apar topar fabrikadan dışarı çıkartılıyorlar. Sonra aramızda konuştuk,
içeri koşarak çalışan arkadaşlara haber verdik. Makineler kapandı birden
bire. Ondan sonra millet bir araya geldi toplandı. Beraber slogan attık. O
gece 24.00’a kadar fabrikayı terk etmedik. O arada bizi tekrar ikna etmeye
çalıştılar, “Şu kâğıtlara imzanızı atın gidin” dediler. Sendikalar şubesinden
polisler geldi, “Yaptığınız bu eylem kanunsuzdur, tamam sendika üyesi
82
OH A L REJİMİNDE İŞÇİLERİN KOLLEK TİF H A K L A RI
AV R U PA K Ö K E N L I / İ L I Ş K I L I İ Ş L E T M E L E R D E S E N D I K A L Ö R G Ü T L E N M E H A K L A R I
olabilirsiniz ama sendikanız yetkili değil, burada işverene uymak zorundasınız, iş
bırakamazsınız’”tarzında konuşmalar yaptılar. Gece yarısı eylemi sonlandırdık.
Ertesi sabah işyerine gidince, sendika yöneticileri de geldi ve 40 gün sürecek
olan eylemimiz başlamış oldu. Soğuk havalardı ve ateş yakıp direndik
işyeri önünde. Bekleyişimiz sırasında herhangi bir müdahale olmadı. O
dönemde OHAL vardı ama biz, fabrikanın önünde kaldırımda, arada sırada
sloganlarımızı attığımız halde, fabrikanın içinde olmadığımız için bir müdahale
olmadı bize. Bu sırada yeni işten atmalar olmadı ama işyerinde ikna odaları
kurulduğunu duyuyoruz. Özellikle kadın işçilerin bir bahaneyle e-devlet şifreleri
alınmaya çalışılıyor.100 İçeridekilere “Böyle bir organizasyon içindeyseniz
vazgeçin’”deniyor, sendikanın terör örgütleriyle beraber hareket eden bir
sendika olduğu ithamı yapılıyor. Böylece milliyetçi duygusu kuvvetli olan
arkadaşlara, “Bırakın bu PKK’lıları, bunların hepsi teröristtir” tarzında şeyler
söylediği için, suç duyurusu yapıldı bir yönetici hakkında; ama takipsizlikle
sonuçlandı. Bu tür propagandalardan etkilenen işçiler de oldu.
Bu süreçte hiçbir yetkili gelip bizimle görüşmedi. Şirketin Fransız CEO’su
Stefanus Audrey, tazminatsız, bu soğukta, gerekçesiz, haksız olarak atıldığımızı
bilmesine rağmen gelip içeriye arabasını park ediyor, geçerken “Merhaba”
bile demiyordu bize. Sonuçta yaşadığımız geçim zorlukları nedeniyle eylemi
bitirmek zorunda kaldık. Sendikanın girişimiyle örgütlü olduğu başka bir
işyerinde işe başladım. Kalanlardan birçoğu korkuyla sendikadan istifa etmek
durumunda kaldı. 30 kadarı da zaman içinde, bir şekilde işten çıkartıldı. Biz
tazminatlarımız ve işe iade için, işveren ise işyerinde huzuru bozmaktan dava
açtı; aleyhimize şahitlik yapacak kimseyi bulamadılar. 9.İş Mahkemesi’nde
görüldü duruşma, işe iademizi verdi ama sendikal tazminatı vermedi. Gerekçe
olarak da “sizi atmış ama niye daha fazla kişi atmamış, niye devamı yok bunun”
diyerek vermedi sendikal tazminatı. İki taraf da istinaf mahkemesine gitti. 1
yıl sonra sendikal tazminatlarla birlikte onların istinafa gönderdiği dosyalar
reddedilerek, bizimkisi kabul edilerek dava lehimize sendikal tazminat ve ayrıca
işe iademizle sonuçlandı. İşte yaklaşık bir ay önce alacaklarımızı alabildik.
Yaşadıklarımızdan sonra Avrupalı işveren daha iyi sosyal hak getirir imajı
100 Mevcut uygulamada Türkiye’de işçiler internette e-devlet kapısı üzerinden yalnızca kendilerinin bilmesi ve kullanması
gereken e-devlet şifresi ile sendika üyesi olabilmektedirler. İşyerlerinde sık sık bu mahrem şifrelerin işçilerden baskıyla
alındığı ve sistemdeki durumlarına bakıldığı vakalar yaşanmaktadır.
R APOR GÖRÜŞME ÖZETLERI
83