Dönüşen Kentlerin Dönüşmeyen Ayrımcılığı: İzmit Romanları Örneği
Kimileriyse Çingene ile Roman sözcüklerini aynı halkın sınıfsal ayrımı,
statü farkı gibi kullanmaktadır:
“Çingen değiliz biz. Çingen dışarıda yaşayan, kendini bilmezlere
denir, çayırlıkta yaşar onlar. Ama tut ki para kazandı ev tuttu,
yerleşti, sen ben gibi yaşıyor, o zaman Roman olur. Hani tam da
olmaz ama, sonradan olmuş olur.” (Kadın, 36, Tavşantepe Mah.,
05.10.2010)
Kimileri, Çingene olduğunu kabul etse de Roman olarak tanımlanmayı
istemektedir, çünkü Suat Kolukırık’ın İzmir-Tarlabaşı Romanları hakkında yaptığı çalışmada belirttiği gibi (Kolukırık, 2008: 59-69) Gacolara
karşı Roman olmak, Çingene olmaktan daha üst bir kimlik, bir konum
sunmaktadır:
“Çingenelikten hoşlaşmıyorum. Böyle bir aşağılama geliyor ama
Romanlık daha bir güzel geliyor kulağa. Çingene iğneleyici oluyor.” (Kadın, yaş 19, Serdar Mah., 03.10.2010)
İçeriden
İkinci ayrım tipi, Romanların Gacoları (Roman olmayanlar) dışlayan
söylemi olduğu gibi, Romanların kendi aralarında gözlemlenen, farklı
mahalle ya da grubu ötekileştirmeyi, onlara ayrımcılık uygulamalarını
da içermektedir. Alan çalışmasından elde edilen bulgulara bakıldığında
Romanların egemen toplumla bir sorunları yokmuş gibi bir duruşları
olmasına karşın, diğer etnik gruplarla bir arada yaşamayı istemedikleri
anlaşılır. Bu tavır, mekânsal konumlanmalarını belirlerken, dillerinde de
söylem düzeyinde varlık bulmuştur. Örneğin "Toplu Konut İdaresi (TOKİ)’nin evlerinde yaşar mısınız?" sorusuna verilen yanıtlardan birinde
bu durum açıkça görülmektedir:
“Biz kalabalıkta yapamayız biliyon mu? Lazı Kürdü bir arada
yaşayamayız. Bizim bütün mahalleyi de tek binaya koysalar,
diğer Romanlarla da karıştırsalar gene olmaz, geçinemeyiz.” (Erkek, yaş 35, 28 Haziran Mah., 06.10.2010)
59