Uluslararası Ayrımcılık Konferansı
çatışma sonrası Bosna-Hersek’e belli bir ölçüde taşındığını görüyoruz.
Bu konu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önüne gelen bir dava
üzerinden çok net bir biçimde tartışılmış durumda aslında. Seydiç-Finci kararında, Dervo Seydiç ve Yakop Finci, birisi kendisini Roman olarak tanımlayan diğeri ise Yahudi kimliğine mensup iki başvurucu, aynı
zamanda kamusal çerçevede aktif ve temsili görevler de yerine getiren
vatandaşlar. Bunlar ayrı ayrı Bosna-Hersek devleti aleyhine kendilerine
karşı anayasal sistemdeki etnik kotalardan dolayı bir ayrımcılık uygulandığı iddiasıyla AİHM’e başvuruyorlar. Daha sonra bu başvurular tek
bir dosyada birleştiriliyor ve tek bir dava olarak görülüyor. Burada ihlal
iddiasına konu olan düzenlemeler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
(AİHS) ayrımcılığa ilişkin hükümleri. Birincisi, AİHS’in genel ayrımcılık
yasağını içeren 14. maddesi. Bu maddede düzenlenen ayrımcılık yasağı, mutlaka başka bir temel hakla bağlantılı olarak incelenir. Normatif
bir ayrımcılık yasağı, daha sonra 12. Ek protokol metninde getirilmiştir.
Daha önceki uygulamalarda, sözleşmenin esas metnine baktığımızda,
ayrımcılık yasağı mutlaka başka bir hakkın ihlaliyle bağlantılı olarak
ele alınır. Bu bağlamda başvurucular yasama organına, örneğin seçme
ve seçilme hakkını düzenleyen 1. Ek protokolün 3. maddesi bağlamında
AİHS’in ana metninin 14. maddesindeki ayrımcılık yasağını ileri sürüyorlar. Diğer taraftan da soyut ayrımcılık yasağını düzenleyen 12. numaralı ek protokolü gündeme getiriyorlar.
Burada biraz da, başvurucuların izlemiş olduğu stratejiden bahsetmek gerekiyor. Başvurucular sadece sahip oldukları etnik ya da dini
kimlikleri ortaya koyarak, Anayasa’da bu kimliklerin anılan görevlere
seçilmeyi engelleyici bir unsur olmasını ileri sürmüyorlar. Aynı zamanda, iddia ettikleri, eğer anayasada diğer etnik veya dini bir etnik kota
öngörülmese ve bu konuda bir yasak getirilmeseydi, bu kişilerin ilgili
makamlara seçilebilme ihtimali bulunabilirdi. Çünkü, bu kişiler kamusal ve siyasi hayatta görevler üstlenmiş, aktif kişilerdir. Dolayısıyla bu
kişilerin anılan makamlara seçilme ihtimali bulunmaktadır. AİHM’in bu
konuyu tartıştığı doğrultuda, eğer bu ihtimal hiçbir şekilde söz konusu
olmasaydı, aksi yönde karar verilmesi ve burada bir mağduriyet olmadığının tespitiyle davanın reddedilmesi mümkün olabilirdi. Fakat mağduriyeti tespit edilmiştir. Peki Bosna-Hersek devleti bu mağduriyetin faili
180