SEÇMELİ DİN DERSLERİ KİTAPLARI ULUSLARARASI İNSAN HAKLARI STANDARTLARI ÖZELDE TOLEDO KLAVUZ İLKELERİYLE UYUMLU MUDUR?
Bir toplumun güçlü olmasının yegâne temelinin aile kurumunun varlığı olduğu
kitapta defalarca belirtilmektedir. Bütün milletlerin ve devletlerin var olmasının koşulunun aile yapısının korunmasıyla mümkün olacağının altı çizilmiş, başka ülkelerin
anayasalarına atıflar yapılarak aile yapısının önemi vurgulanmaya çalışılmıştır. Bireyin
doğru, dürüst, adaletli olmayı ve paylaşma kültürünü kazanmayı sadece aile içinde öğrenebileceği de ifade edilmektedir. Bu, ailesi olmayan, örneğin yetiştirme yurtlarında
büyüyen çocukları toplum dışına atan sorunlu bir yaklaşımdır; zira aile kitapta anne ve
baba figürlerinin bulunduğu bir toplumsal bir yapı olarak tarif edilmektedir. Özetle, bu
sorunlu bakış yine ayrımcılık ve eşitlik ilkeleriyle çelişki arz etmektedir.
Bu kitapta usulüne göre evlilik kavramının içine söz kesme, nişan, nikâh, düğün
gibi ritüeller eklenmiştir. Kişilerin özgür iradesinden bahsedilirken bir yandan da bu tip
mekanizmalarla ailelerin de olurunu almanın ve onların da bu sürece katılımının zorunlu tutulması çelişki arz etmektedir. Bunun, ailelerin onayı olmadan yapılan bir evliliğin
kabul edilmeyeceği anlamına mı geldiği maalesef açık değildir.
Sonuç olarak aile kavramına kitapta önemli görevler yüklenmektedir. Ailenin huzur
ve mutluluğun kaynağı olduğu, sorumluluk duygusunun ailede kazanılabileceği, dini
ve ahlaki duyguların ailede öğrenileceği, toplumun devamının aileyle mümkün olabileceği ve ailenin toplumun çekirdeği yani özü olduğu belirtilmektedir. Böylesine önemli
görevler yüklenen aile kurumuna karşı çıkan bireylerin mutsuz ve huzursuz, dini ve
ahlaki duygulara sahip olmayan, sorumluluk bilinci taşımayan ve toplumun varlığı için
tehlike arz eden kişiler olduğu söylenmekte, bu da ayrımcılık ve eşitlik ilkelerinin ihlali
anlamına gelmektedir.
Kitabın “Evlilik ve Nikâh” başlıklı bölümünde, toplum değerlerini benimseyen, milli
ve manevi değerlere sahip, inançlı ve ahlaklı bireylerin meşru evlilikler yoluyla çoğalacağı
belirtilmektedir. Bu evliliklerle gayrimeşru ilişkilerin yani ahlaksızlığa giden yolların da
önünün kesileceği belirtilmektedir. Yukarda da ifade ettiğim gibi, hiçbir evlilik sözleşmesi
olmadan birlikte yaşayan ve çocuk sahibi olanlar bu durumda inançsız, ahlaksız addedilecek ve bu çiftlerin yetiştireceği çocuklar da toplumun milli ve manevi değerlerine sahip
olmayan bireyler mi sayılacaktır? Meşru evlilikler ile milli değerlerin arasında bağlantı
kurulmaya çalışılması pek çok sorunu beraberinde getirecek bir yaklaşım olabilir ve eleştirilmeye çok açıktır. Bu son derece doktriner bir yaklaşım tarzıdır.
Kitapta, bir Müslümanın kimlerle evlenmemesi gerektiği Nisa suresi, 23. ayete atıfla
şöyle vurgulanmıştır: “Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz,
erkek kardeşin kızları, kız kardeşin kızları, sizi emziren anneleriniz, süt bacılarınız, eşlerinizin anneleri, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey
kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla birleşmiş değilseniz (nikâh ortadan kalktığında) kızlarını almanızda size bir sakınca yoktur. Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın
eşleri ve iki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı; ancak geçen geçmiştir, Allah
çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”
Ayetin son cümlesinde bu kurallara uymayıp evlenenlerin Allah tarafından bağışlanacağının belirtilmesi tartışmalara yol açabilir. Bir taraftan bireyin özgür iradesi olmasın122
123
124
125
126
122
123
124
125
126
A.g.k., ss. 12-13.
A.g.k., s. 13.
A.g.k., s. 13.
A.g.k., s. 14.
A.g.k., s. 15.
49