DEVLET OKULLARINDA DİNLER VE İNANÇLAR HAKKINDA ÖĞRETİME İLİŞKİN TOLEDO KILAVUZ İLKELERİ
Devlet, sadece bu tür inançlara müdahale etmekten kaçınmaktan değil, aynı zamanda
tüm bireylerin ve grupların din ve inanç özgürlüğünden faydalanmalarını korumak için
adımlar atmaktan da sorumludur.
Öyleyse tüm üye Devletler söz konusu özgürlüğü korumakla yükümlüdür. İnsan hakları
sözleşmelerinin açıkça belirttiği gibi, herkes, hiçbir koşulda devletin herhangi bir müdahalesi olmaksızın, kendi seçtiği düşünce, vicdan veya din kalıbını benimseme hakkına
sahiptir. Sonuç olarak, hiç kimse devlet tarafından, seçtikleri bir dine veya inanca sahip
olma veya onu benimseme veya din veya inancını değiştirme özgürlüklerine zarar verecek herhangi bir zorlamaya maruz bırakılmamalıdır.
Her ne kadar seçme özgürlüğünün korunması çok önemliyse de tehlikede olan çıkarların
gereğince korunması için yeterli değildir. Bu nedenle, uluslararası insan hakları hukuku
ayrıca bireylerin ve toplulukların din veya inançlarını açıklamasını da korur. Bu amaçlar
açısından "din veya inanç" nedir? Bir dinin veya bir inancın genel olarak kabul edilen bir
yasal tanımı yoktur, ancak bunların, sadece bugün dünyada bulunan geleneksel ve köklü
dinleri değil, aynı zamanda daha az bilinen ve az anlaşılan inanç sistemlerini de kapsayan
geniş kavramlar olduğu kabul edilmektedir. Yapısı itibariyle "dini" olmadığı için koruma
kapsamı dışında bırakılan bir inanç biçimi de değildir: sunulan koruma, herhangi birine
öncelik verilmeden, hem dini hem de din dışı inanç sistemlerini eşit ölçüde kapsar.29
Bu din veya inançlara sahip olanlar, inançlarını “açığa vuran” biçimlerde hareket ederken
uluslararası insan hakları hukukunun korumasından faydalanırlar. Uluslararası belgeler,
dört adet korunmuş belirli dışavurum biçimini işaret etmektedir: ibadet, öğretim, uygulama ve ayin. Bunlar, bireylerin vicdanlarının emrettiği şekilde hareket etme hakkı dahil, din
ve inanç özgürlüğünün fiili kullanımını kolaylaştıran geniş bir şekilde yorumlanmalıdır.
Ancak insan hakları belgeleri, belirli ve sınırlı koşullar altında, din veya inancın açığa
vurulmasının kısıtlanmasının gerekli olabileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu meydana geldiğinde, etkilenen kişilerin özgürlüklerinin ihlal edilmesi kaçınılmazdır ve bunun hafife alınmaması gerekir. Bu nedenle kısıtlamalara, eğer demokratik bir toplumda
sadece uygun olmayıp aynı zamanda kesinlikle gerekliyse, kamu güvenliğini, düzenini,
sağlığını veya ahlakını ve diğerlerinin temel hak ve özgürlüklerini korumak amacıyla
izin verilebilir. Buna ek olarak, bu kısıtlamalar yasayla belirlenmeli, ulaşılmaya çalışılan
meşru amaçla orantılı olmalı ve insan haklarının geniş yorumlanması ilkesiyle yakından ilişkili dar bir yoruma tabi olmalıdır. BM İnsan Hakları Komitesinin belirttiği üzere, MSHUS'nin din ya da inanç özgürlüğünü koruyan 18. maddesinin kısıtlama fıkrası
katı bir şekilde yorumlanmalıdır: Sözleşmede korunan, ulusal güvenlik gibi gerekçelerle
diğer haklar yönelik kısıtlamalara izin verilse dahi, burada belirtilmeyen gerekçelere
dayanan kısıtlamalara izin verilmemektedir. Sınırlamalar sadece öngörülen amaçlar için
29 BM İnsan Hakları Komitesi, Genel Yorum No. 22(48), Düşünce, Vicdan ve Din Özgürlüğü Hakkı (Madde 18), (Kırk Sekizinci Oturum, 1993) UN Doc. CCPR/C/21 Rev. 1/Değişiklik 4 (1993), UN Doc. HRI/GEN/1/Rev. 8 içinde sayfa 194’de yeniden basılmıştır
(2006). 2. Paragraf aşağıdaki gibidir: “18. Madde; tanrılı, tanrı-dışı ve tanrıtanımaz (ateist) inançların yanı sıra herhangi bir dini
ya da inancı ikrar etmeme hakkını da korur. ‘İnanç’ ve ‘din’ terimleri geniş anlamda yorumlanmalıdır. 18. Maddenin uygulaması,
geleneksel dinler veya geleneksel dinlerin sahip olduklarına benzer kurumsal özelliklere ve uygulamalara sahip dinler ve inançlar ile sınırlı değildir.”
27