DEVLET OKULLARINDA DİNLER VE İNANÇLAR HAKKINDA ÖĞRETİME İLİŞKİN TOLEDO KILAVUZ İLKELERİ
V. Dinler ve İnançlar Hakkında Öğretim Programlarının
Uygulanması Sürecinde Haklara Saygılı Olmak
Önceki iki bölümde, Bölüm II'de açıklanan insan hakları çerçevesinin, öğretilecek müfredatın tanımlanması (Bölüm III) ve öğretimi verecek olanların yetiştirilmesi (Bölüm
IV) açısından ne şekilde uygulandığı ele alınmıştır. Bu bölümde, dinler ve inançlar hakkında eğitim programlarının geliştirildikten sonra uygulanması sürecinde ortaya çıkan
insan hakları konuları üzerinde durulacaktır. Bu konuların bazılarına halihazırda değinilmiştir ancak onlar da burada daha ayrıntılı bir şekilde ele alınmaktadır. Genel olarak
uluslararası standartlar, yöneticilere ve öğretmenlere, müfredat politikası ve eğitim imkanlarının şekillendirilmesinde ve daha genel olarak eğitim kurumlarının yönetiminde
geniş bir hareket özgürlüğü verilmesi gerektiğini kabul eder. Ancak, özellikle hassas bir
alan olan dinler ve inançlar hakkında öğretimde, uluslararası standartlar önemli sınırlar
belirler ve asgari yasal şartların ötesine geçen öncelikli uygulamalara işaret eder.
A. Kapsayıcı Uygulama Politikalarının Oluşturulması
Dinler ve inançlar hakkında öğretim ile ilgili konular üzerine çalışırken, tam da din veya
inanç özgürlüğü temel hakkı kaçınılmaz olarak konuya dahil olduğu için, eğitim görevlileri duyarlılıkla ve özenle ilerlemek konusunda özel yükümlülüklere sahiptir. Bilge
yetkililer, yalnızca yürürlükteki anayasal ve insan hakları sınırlamalarına saygı duymakla kalmayacak, aynı zamanda ilgili paydaşların katkılarına da açık olacaktır. Dinler
ve inançlar hakkında öğretim için bir müfredat tasarlandıktan ve bir okul sistemi onu
uygulamaya hazır olduktan sonra, uygulamaya dair çeşitli politika konularının muhtemelen hala çözülmesi gerekecektir. Ayrıca, her zaman beklenmedik sorunlar olur ve ilk
tasarım ne kadar iyi olursa olsun, programın geliştirilebilmesi için geri bildirimlere ve
değerlendirmelere karşılık vermeye hazırlıklı olmak gerekir.
Uygulama sürecinde bu tür konuları erkenden ele alabilecek farklı düzeylerde – ulusal,
bölgesel ve yerel – danışma organlarının kurulması sayısız zorluğu önleyebilir. Bu tür
organlar kapsayıcı olan, ortaya çıkabilecek sorunlara ilişkin açıklık ve yeterlilik sağlayan ve büyük paydaşlar için katkı kanalları oluşturan yollarla seçilmelidir. Bu, sadece
en doğrudan ilgili olanların – öğrencilerin, öğrencilerin ebeveynlerinin veya velilerinin,
öğretmenlerin ve okul idarecilerinin – değil, aynı zamanda çeşitli din ve inanç topluluklarının temsilcileri, ebeveyn ve öğretmen kuruluşları, eğitim süreci ile ilgilenen diğer STK'lar, hükümet yetkilileri, daha geniş topluluğun üyeleri ve benzerleri gibi çeşitli
diğer paydaşların inançlarının, çıkarlarının ve hassasiyetlerinin de dikkate alınmasını
kapsar. Yetkili eğitim makamları, ek politika tedbirleri veya değişikliklerini kabul etmeden önce, bu organlara ve diğer ilgili paydaşlara zamanında haber vermeli ve görüşlerini sunmaları için makul bir fırsat tanımalıdır. Dinler arası konseylerin geniş kapsamlı
temsili temin edecek şekilde yapılandırılmış olması şartıyla veya bu tür konseylerde
temsil edilmeyen diğerlerinin, kaygılarını aktarmak için alternatif kanallara sahip olmaları şartıyla, bu tür konseyler de bu süreçte yararlı bir rol oynayabilir.
51