YAŞ AYRIMCILIĞI
felsefesidir ve korunanların kendilerine bakmakta yetersiz olduğunun
kabulüne dayanmaktadır (Oakley, 1994: 17). Bu da yetişkinleri çocukların refahından sorumlu kılar.
Bu bağlamda modern çocukluk paradigması, çocukları dışarıdaki
dünyanın olumsuzluklarından ve şiddetinden koruyan, yetişkinlerin onların üstün yararını gözettiği bir alandır. Ancak çocukların iyiliği, çocuğun üstün yararı ve çocukların gereksinimleri kavramları ve masumluk,
bağımsızlık, sınırlı sorumluluk ve çok az yükümlülükle sorunsuz bir dönem olarak idealize edilmiş çocukluk kavramsallaştırması tartışmalıdır.
Öte yandan çocuk ile yetişkin arasındaki ilişkinin her zaman çocukların
yararının, refahının garantisi olduğu anlayışı da benzer şekilde sorunludur. Zira çocuklar, çocukluk süresince diğer toplumsal kategorilerden
farklı, kendilerine özgü kural ve düzenlemelerin öznesi olur. Diğer bir
deyişle çocukluk bu dönemdeki bireylerin toplumsal yaşamın çeşitli
alanlarına tam olarak katılmasının beklenmediği ya da buna izin verilmediği bir süreçtir. Böylece koruma kavramından dışlama, ayırma ve
boyun eğme kavramlarına geçilir (Goldson, 1997: 2).
Çocuklara yönelik doğrudan ve yasalar yoluyla uygulanan ayrımcılığın bir örneği olarak görebileceğimiz ücretli emek piyasasından dışlanmayı Oakley, bu üstün yarar argümanının sonucu olarak eleştirir.
Ona göre kadın ve çocukların kapitalist endüstriyel üretimin aşırılıklarından (uzun saatler boyunca, elverişsiz, sağlığa zararlı koşullarda
çalışma) korunması için orta sınıf erkek reformcular girişimlerde bulunmuş ve bitakım yasal düzenlemeler getirmiştir, fakat kadınların ve
çocukların maruz kaldığı sıkıntıların aslında ücretli çalışma hakkından
yoksun olmasının sonucu olduğunu hiç dikkate almamışlardır. Kadın ve
çocukların endüstriyel emek piyasasından dışlanmasının, onları ev içine yerleştiren, kadınları ev işlerinden, çocukları ödevlerinden sorumlu
tutan Viktorya dönemi mirası taleplerin sonucu olduğunu savunur Oakley. Buna karşılık erkekler evden uzaklaştırılır. Fakat kadınların ve çocukların ideolojik olarak ev içiyle sınırlandırılması aynı zamanda maddi
yoksunluğu da paylaşmalarıyla sonuçlanmaktadır (Oakley, 1994: 17).
Kadınların ve çocukların ev içine ve okullara kapatılmasının yol açtığı sonuçlardan biri, hem kadınların hem de çocukların harcadığı emeğin karşılığının olmamasıdır. Kadınların ev içi işler için harcadığı eme157