II. ULUSLARARASI AYRIMCILIK KONFERANSI
örneklerden birisi Avrupa Birliği hukukudur. Ayrımcılık yasağına dair
2000 yılından itibaren ortaya koyulan ciddi bir hukuki çerçeve bulunmasına rağmen, mevcut durumda bunun birçok AB üyesi ülkede hemen hiç
etki doğurmadığı söylenebilir. Ortaya çıkan etki büyük oranda hukuk
kurallarının dönüşümüyle sınırlı görünmektedir. Bazı farklı muamele
biçimlerinin normatif olarak ayrımcılık kabul edilmesi de elbette önemli
bir sonuçtur ve geçmişte ayrımcılık olarak düşünmediğimiz birçok konu
bu kapsamda hukuken yasaklanmış durumdadır.
Türkiye toplumu açısından eski bir olgudan, hukuk düzeni bakımından ise yeni bir olgudan bahsediyoruz. 2000’li yılların başına kadar
şekli bir eşitlik anlayışı ağır basarken, özellikle 2000’li yıllarından başından itibaren bir dizi uluslararası sözleşmeye taraf olunmasının ardından ayrımcılık yasağıyla ilgili yükümlülüklerin bir kısmı iç hukuka
aktarılmış oldu. Örneğin, her ne kadar uygulamada etkisini görmesek
de Anayasa md. 10’da 2004 ve 2010 yıllarında yapılan değişiklikleri bu
duruma örnek vermek mümkündür. Bu yükümlülüklerin daha önce
Anayasa’dan da türetilmesi mümkünken bu tür bir inisiyatif ne yazık
ki ortaya çıkmamıştır. Anayasa md. 10 “Kanun Önünde Eşitlik” başlığı
altında kanuna yani normun kendisine odaklanıyordu ve norm ayrımcılığa yol açmıyorsa ya da norm ayrımcı bir şekilde uygulanmıyorsa bunu
yeterli kabul ediyordu. Kanun önünde eşitlik ilkesi, toplumda kökleşmiş
ayrımcı tutumları ya da yapısal eşitsizlikleri ortadan kaldırmaya dönük
bir vizyona sahip değildir. Bunu örneğin, 2004 ve 2010’daki çok kısmi,
belki etkisiz kalmakla beraber sembolik bir öneme sahip olan anayasanın 10. maddesindeki değişikliklerle gördük.
Türkiye bugün Birleşmiş Milletler, ILO ve Avrupa Konseyi’nin ayrımcılık yasağına ilişkin sözleşmelerinin çoğunluğuna taraf olmuş durumdadır. Anayasa md. 90 gereği doğrudan uygulanabilir hükümlere yer veren
uluslararası sözleşmeler kanun niteliğinde olduğu için, zaman zaman
doğrudan hukuki uyuşmazlıklarda uygulanabilecekleri söylenebilir. Türkiye henüz AB üyesi olmadığı için kurucu antlaşmalara taraf olmamakla
birlikte, üyelik sürecinde AB’nin ayrımcılıkla ilgili, kadın erkek eşitliğinden başlamak üzere diğer alanlardaki direktiflerinin de en azından bir kısmı Türk hukukuna aktarılmış durumdadır. Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın kararları da yavaş yavaş Türkiye’deki hukukçular arasında bilinir
20