AYRIMCILIK, NEFRET SÖYLEMI VE MEDYA
Önyargı, “insanları basit birtakım kalıp yargılara dayanarak katı bir
biçimde sınıflandırma” olarak tanımlanabilir.
“Öteki”nin ne anlam ifade ettiğini irdelediğimizde, referans noktası olarak kendimizi aldığımızı görürüz. Sahip olduğumuz karakteristik
özellikleri norm kabul edip, bu özelliklerinden farklı özelliklere sahip
kişileri “öteki” olarak tanımlarız. Öteki bizden olmayan, bilmediğimiz,
korktuğumuzdur. Öteki kelimesi kültürel alanda daha çok egemen kültürün kendinden farklı olanı tanımlamasında kullanılmakta, daha doğrusu kültürel hegemonyanın bir getirisi olarak sadece kültürel iktidarın
“öteki” tanımı kabul görmektedir. Kendisini toplumun ana unsuru, ana
kimliği olarak görür. “Öteki” olgusu, kimliğin oluşturulmasında önemli
bir role sahiptir.
Medyanın, “öteki”nin temsilini simgesel anlamda yeniden üretirken
düşebileceği hataları dört başlıkta toplayabiliriz: Yok saymak ya da çok
sınırlı bir şekilde konu edinmek; olumsuzlukların konusu yapmak; ayrımcı nitelemelerle birlikte anmak; nefret söylemi geliştirmek.
Ötekileştirmede başvurulan en yaygın yöntem nefret söylemi geliştirmek olduğu için burada bundan bahsedeceğim. Bu konuda en geçerli
tanım halen, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 1997 yılında yayınladığı tanımdır: “Irkçı nefret, yabancı düşmanlığı, antisemitizm ve hoşgörüsüzlüğe dayalı diğer nefret biçimlerini yayan, teşvik eden, savunan
ya da haklı gösteren her tür ifade biçimi. Hoşgörüsüzlüğe dayalı nefret,
saldırgan milliyetçilik ve etnik merkeziyetçilik, ayrımcılık ve azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli kişilere karşı düşmanlık yoluyla ifade
edilen hoşgörüsüzlüğü içermektedir.”
Ülkeler arasında nefret söylemine ilişkin ciddi farklılıklar ortaya
çıkmakta ve uzlaşma zemini daralmaktadır. Örneğin, ABD bu konuda
çok “liberal” bir tavır almakta, düşünce özgürlüğünün sınırlarını geniş
tutmak için, nefret söyleminin tanımı ve sınırlarıyla ilgili muğlak ve dar
bir tutum göstermektedir. Avrupa’da ve Avrupa Birliği içinde ise yeterli
olmasa da tanım konusunda bir uzlaşma arayışına gidilmiştir. Tanımın
ve sınırların muğlaklığı, nefret söylemini yaşama geçirenlerin hukuksal
ve söylemsel alanda korunmasını olanaklı kılmakta; bu şekilde düşünce
özgürlüğü alanı önemsizleştirilmeye ve çalışılmakta; nefret söylemi kullanıcıları ve yayıcıları kendilerini koruma altına almaktadır.
65