FARKLI ENGELLILIKLER VE ÇOKLU AYRIMCILIK RISKI ALTINDAKI GRUPLARIN ADALETE ERIŞIMI de değil; yaşam hakkı ihlal edilmeyen, kalıcı hasarla yaşamına devam etmek zorunda olan çocuklarla ilgili de ilk problem cezasızlık olarak önümüze çıkıyor. Türk yargısı kadına şiddet vakalarında sistematik olarak ayr��mcı bir tutum sergilemektedir ve sessiz kalmaktadır aslında. Bu çocuklar bakımından da aynı şekildedir. Her ne kadar kamuda infial yaratan birkaç dosyada daha farklı bir sonuç alınıyor gibi görünse de gerçek öyle değildir. Örneğin N.Ç. dosyası: N.Ç. bulunduğu ilçedeki tüm kamu görevlilerinin cinsel istismarına uğrayan 12 yaşında bir kız çocuğudur. Dosyasında sadece, uğradığı baskı nedeniyle kıyafetini kendisinin çıkarması rızası olduğuna delil gösterilmiştir ve dosya cezasızlıkla sonuçlanmıştır. Yargılama çok uzun sürmüştür. Sonrasında N.Ç. hukuk fakültesini bitirip avukat olmuştur. Türkiye’de engelli çocuklar üzerinden bir çalışma yapmaya ve özellikle avukatlar üzerinden dosyaları toparlamaya çalıştığınızda tamamen görünmez bir alanla karşılaşıyorsunuz. Bizim on bir yıl boyunca takip ettiğimiz bir dosya oldu; işitme engelli bir 13 yaşında erkek çocuğun, Yunus’un dosyası. (Artık yaşamını kaybettiği için ismini vermemde bir sakınca olmadığını düşünüyorum.) Yunus Eser bir işitme engelliler yatılı bölge okulunda eğitimine devam ediyordu ve teneffüste top oynarken elektrik akımına kapılıp yaşamını kaybetti. Bilirkişi raporunda orada işitme engelli bir çocuğun anlayabileceği herhangi bir uyarı levhasının olmadığı belirtiliyordu. Dava çok uzun sürdü. (Bu arada Gökçer Tahincioğlu’nun cezasızlıkla ilgili hazırladığımız raporları bir nevi daha okunur hale getirdiği, özellikle çocuk dosyalarını içeren Devlet Dersi adlı kitabını önermek istiyorum.) Yargılamada biz çocuğunu kaybettiği için anne babaya bir destek sunulması, kamu kurumlarının bunu mali olarak tazmin etmesi gerektiğine yönelik bir talepte bulunmuştuk. Kocaeli Valiliği İl Milli Eğitim Müdürlüğü şöyle bir şey söyledi: “Her ne kadar manevi tazminat isteminde bulunulmuş olsa da Yunus Eser’in yaşı ve özel durumu düşünüldüğünde, ölmeseydi bile maddi ve manevi destekte bulunulmasının mümkün olmayacağı kesindir.” Yani Yunus’un işitme engelli bir çocuk olduğu için zaten faydasız, gereksiz olduğu, dolayısıyla ölmüş olmasının bir zarar doğurmadığı şeklindeki görüşünü kamu kurumları dosyaya resmi yazıyla sunuyor. 141

Select target paragraph3