87
Eğer engeller başarılı bir biçimde ortadan kaldırılmış olsaydı ve katılım seviyeleri yükseltilmiş olsaydı, o zaman ‘noksanlığı bulunan kişi’ sayısı sabit kalırken, ‘engelli birey’
sayısının düşmesini bekleyebilirdik.
Sözleşme’nin terminolojisi, sosyal modele ilişkin olarak, tartışmalı görünüyor.
Diğer taraftan, sözleşmenin uygulanmasını izlemenin esas amacının noksanlıkları bulunan
kişilerin, diğer kişilerle eşit bir biçimde topluma ne kadar katılabildiği ve insan haklarına ne
kadar erişebildiğine dair bilgi toplamak olduğu açıktır. Dolayısıyla, noksanlıkları bulunan
bireylerin içinde bulunduğu grubun özünü anlama (karşı karşıya kaldıkları engellerin etkisinden bağımsız olarak) etkin bir BMEHS izlemesinin özünü oluşturacaktır. Bu türden bir
bilgi olmadan, ilgili engellerin kaldırılmasında haklardan faydalanma yönündeki gelişmeye
ilişkin herhangi bir izleme (davranış kalıpları sonucu oluşan engeller ve yetersiz destek biçimindeki engeller de dahil olmak üzere, örneğin hareket imkanı sağlama konusundaki eksiklikler ya da destek alarak karar verme süreçlerindeki eksiklikler) son derece zor olacaktır.
Eksikliği bulunan ya da engelli birey konusunda uluslararası bir uzlaşma olsaydı bile tutarsız öz-raporlama sorunu baki kalacaktı. Araştırmalar öz-raporlamanın soruların nasıl
sorulduğuna bağlı olarak değişkenlik gösterdiğini ortaya koymaktadır.
Örneğin, ‘kronik’ bir hastalığı ya da engeli olduğunu iddia eden kişilerin sayısı ‘uzun süreli’ hastalık ya da engeli olduğunu söyleyenlere göre oldukça farklı olabilir.
Bu özellikle damgalamanın belirgin bir biçimde yüksek olduğu ‘ruh sağlığı’ alanında bir
sorun teşkil edebilir. Ancak, eğer engelliliğe ilişkin damga azalırsa, herhangi bir noksanlık
ya da engel sahibi olduğunu söyleyen kişi sayısı da büyük ihtimalle artacaktır. Bu, 2006
yılında Kanada Katılım ve Etkinlik Kısıtlanması Araştırması’nda 2001 yılına göre daha
fazla sayıda insanın kendilerini engelli olarak tanımlamasının etkenlerden biri olabilir.
Bu tür zorluklar, kullanılan dilden bağımsız olarak yerinde durmaktadır. Öz-raporlama
yoluyla noksanlıkları tanımlamaya en tutarlı yaklaşım kişinin fiziksel, duyusal, bilişsel ya
da psikososyal deneyimine ilişkin standartlaştırılmış sorular sormaktan geçiyor. Washington Şehir Grubu’nun nüfus sayımlarında içermeyi teşvik edebilmek için tavsiye ettiği
kısa soru listesi en belirgin örneği sağlamaktadır. Grup tarafından uygun bulunan Revize
Edilmiş Engellilik Nüfus Sayımı Soruları şu şekilde (her bir soruda cevap seçenekleri de
şöyle: hayır-zorluk yok; evet-biraz zor; evet-çok zor; hiç yapamıyorum).
• Gözlük taksanız da görmekte zorlanıyor musunuz?
• İşitme cihazı taksanız da duymakta zorlanıyor musunuz?
• Yürümek ya da basamak çıkmak konusunda zorlanıyor musunuz?
• Hatırlamak ya da konsantre olmak konusunda zorlanıyor musunuz?
• Yıkanma ya da giyinme gibi özbakım konularında zorluk çekiyor musunuz?
• Her zamanki (alışık olduğunuz) dilinizi kullanarak, iletişim kurmak, örneğin anlamak ve anlaşılmak konusunda zorluk çekiyor musunuz?
Diğer taraftan, Washington grubu’nun önerdiği gibi sorular da sorunsuz değil. Belirli görevlerin (giyinme, yıkanma ve iletişim kurma gibi) gerçekleştirilmesine ilişkin zorluklara
gönderme yaparken, belirli bir noksanlığın işlevsel sınırlılıkları ile yetersiz desteğin engelleyici sonuçlarını ayırt edemeyebiliyorlar. Dolayısıyla fiziksel bir noksanlığı olan biri des-