menler tarafından hem de siyasi partiler ve bağımsız adaylar bakımından eşit olarak kullanılması imkanlarının yaratılması seçimlerin meşruiyetinin de temeli oluşturan unsurdur.
Seçim Propagandalarının, demokratik toplum gerekleriyle bağdaşmayacak biçimde sınırlanması, Anayasaya açık bir aykırılık oluşturur ve aynı zamanda ifade özgürlüğünün kısıtlanması anlamına gelir.
Ülkemizde farklı etnik kökene mensup yurttaşların bulunduğu ve bu yurttaşların bir kısmının Türkçe dilini bilmediği veya yeterince kullanmadığı, anlamadığı bilinen bir realitedir.
Bu yurttaşlar kendi anadillerini konuşmaktadırlar. Dolayısıyla sadece Türkçe dili ile yapılacak yazılı veya sözlü seçim propagandası ve reklamlarının bu muhataplar tarafından yeterince anlaşılması, tartışılması mümkün olamayacaktır. Bu durum hem adayların kendilerini ve
projelerini seçmenlere anlatmasına hem de seçmenin özgür iradesinin oluşmasına olumsuz
etki edecektir. Seçmenler arasında bilgiye erişim hakkı bakımından eşitsizlik yaratacaktır.
Bu nedenle 592 sayılı kararınızın 2. maddesi Türkçe bilen seçmenler ile bilmeyen seçmenler
arasında ayrımcı bir uygulamaya yol açmakta ve eşitsizlik doğurmaktadır.
HUKUKİ DAYANAK
*3984 sayılı Radyo Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’un 4. maddesinde ��Ayrıca, kamu ve özel radyo ve televizyon kuruluşlarınca Türk vatandaşlarının günlük
yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilir.”
hükmü bulunmaktadır.
3984 sayılı kanununun bu hükmünden yararlanarak 2002 yılından bu yana Türkçe dışında
dillerde gerek ulusal çapta yayın yapan gerekse yerel yayın yapan televizyon ve radyo kanalları farklı dillerde yayın yapmaktadır. Örneğin TRT 6 kanalı Kürtçe yayın yapmaktadır.
08.04.2010 tarihinde 5980 sayılı yasanın 7. Maddesi ile 298 sayılı yasanın 58. maddesinde yapılan değişiklikle seçim süreçlerindeki propagandalarda Türkçe dilinin kullanılması
zorunluluğu kaldırılmıştır. Bu değişiklik “Siyasi partiler ve adayların yapacakları propagandalarda Türkçe kullanılması esastır” şeklinde formüle edilmiştir. Yasa metninin bu hükmü
yeterli açıklığı taşımamaktadır. Ancak maddenin bu şekilde düzenlenmesi Türkçe kullanma
zorunluğunun ortadan kaldırılmasını amaçlamaktadır.
* AİHM 22.01.2013 verdiği Şükran Aydın Türkiye davası kararında “devletlerin dil politikalarını ve seçim kampanyalarındaki dil düzenlemelerini yaparken, ülkenin resmi dili dışındaki dillerin kullanımını adli cezalarla yasaklamasının ifade özgürlüğüyle uyuşmadığını” ve
298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Kütükleri Hakkında Kanun’un 58 maddesinde
getirilen sınırlamanın Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi prensipleri ile uyuşmadığını ve söz
konusu davada sözleşmenin ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. maddesinin ihlal edildiğine
karar vermiştir.
* Türkiye Cumhuriyet Devletinin taraf olduğu BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin
25. Maddesi;
“.....
(b) Genel, eşit ve gizli oyla belirli dönemlerde yapılan, seçmenlerin iradelerini özgürce
ortaya koymalarını garanti eden gerçek seçimlerde oy kullanma ve seçilme;
...
Hak ve fırsatına sahiptir.”
şeklindedir.
Sözleşme çerçevesinde kurulan İnsan Hakları Komitesinin yukarıdaki 25 madde ile ilgili 25
No’lu Genel Yorumunda 25 maddeden;
“İfade özgürlüğü, barışçı toplantı hakkı ve dernek kurma hakları oy kullanma hakkının tam
71