Ücretimizin tamamı yatmıyordu banka hesaplarına, sigorta primimizi düşük ödemek için toptan yatırmıyorlardı. Ayın 15›inde asgariler yatardı mesela 2000 tl civarında bir para. Ayın 15›inden sonra ek mesaileri ücretleri. 2000 liranın üstünde ücret alıyoruz ama sistemde görünen 2000 tl kadar para. Ayın 15›inden sonra mesela bir sonraki aylara devreden ödemelerimiz oluyordu sürekli. Taşeron vermiyordu, düzensiz bir ücret sistemi vardı, ne zaman denk gelirse o zaman veriyorlardı ücretleri. Çok ciddi iş kazaları meydana geliyordu. Bir seferinde, yanımdan 5 metreden düşen bir iş arkadaşım kollarımda, 23 dakika ambülans bekledim. Çenesi patlamış, kolu kırılmış, birkaç tane kaburgası zarar görmüştü. Dişleri kırılmıştı ağzından kan akıyordu. 30 metre yüksekte çalışan arkadaşlar var, asma tavan arasında 30-40 cm çelik üzerinde yürüyorlar. Arkadaş iş güvenlik uzmanından şunu talep etti: “Bir kedi yolu yapın bize burada ya da bir yaşam halatı çekin kendimizi bağlamamız için.O yüksekte çalışıyoruz, kemer var da tutmaz ki bu kemer” dedi. Takıyoruz başımızın üstüne, kayıyor ileri, düşüyor bu sefer bizi ileri çekiyor, kaza riski daha da artıyor. Bunu söylediği zaman iş güvenliği uzmanı, “Biz bunu yönetime bildirdik ama maliyeti çok olduğu için yapmıyorlar” dedi. Bu şekilde, sürekli kâr odaklı olduklarını gördüm. Şimdi sen işçiye bir yaşam halatı çekmezsen, onların tabiriyle bir angraj noktası, kendilerini bağlayacak bir nokta yoksa o işçinin emniyet kemeri takması ahmaklıktır. Niye, millet kendisini nereye bağlayacak? Hani görüntü olsun diye üstünde olmasının hiçbir anlamı yok; çünkü ekstradan yük yapıyor, ipleri ayağının altına dolanıp yüksekten onu yere atabilir de hani, dengesini kaybettirip kaza oranını arttırabilir. Ben sana kedi yolu yap dediğim ya da yaşam halatı çek dediğim zaman, sen maliyetten kaçıyorsan ben, emniyet kemeri niye takayım ki, bana emniyet kemeri vermen anlamsız bir kere. Büyük eylemin yapıldığı 14 Eylül’den önce, 6 Eylül’de kendi firmamızda iş bıraktık. Dedik ki “Patronlarımız gelsin konuşalım, sorunumuz var, ödeme sürekli sonraki aylara devrediyor bu şekilde yürümez, ihtiyaçlarımız var.” Bir de bayramdan yeni dönmüştük o ara, parasız döndük, yani yol parasını ben borç aldım geldim, yoksa gelemezdim. İşte o ara patronları çağırdık, formenleri gönderdiler. O ara formenler “Çıkın çalışın, paralar yatacak birkaç gün içerisinde” dediler. Biz de “Madem patron bizi muhatap almıyor, onun hakkını gözetmiyoruz, çıkmıyoruz çalışmıyoruz’”dedik. Öyle iş bıraktık, akşama paramızın hepsini verdiler. Formeni dinleseydik birkaç gün daha aksatacaklardı. 90 OH A L REJİMİNDE İŞÇİLERİN KOLLEK TİF H A K L A RI AV R U PA K Ö K E N L I / İ L I Ş K I L I İ Ş L E T M E L E R D E S E N D I K A L Ö R G Ü T L E N M E H A K L A R I O şekilde bir düzensizlik var. Yetkililer de bizi kesinlikle muhatap almıyordu. İGA yetkililerini görmemiz pek mümkün olmuyordu. Ancak bir gün Ramazan ayında CEO Kadir Samsunlu geldi aramıza, yemek yedi bizimle. O gün de akşam işten çıktık, iftar vakti yemeğe gideceğiz. Yemekhaneye girdim ışıl ışıl yemekhane, fayansların araları bile temizlenmiş o geleceği için. 13 Eylül akşamı, tam paydos saatine yakın, bir kablo yerde kaldı; son dakikalarım kalmış 22.00 servisine yetişmem için. Yoksa 23.00 servisine kalacağım, o kablo da yerde kalırsa şimdi... F katında bir sorun oldu, Kadri Bey geldi Eylül ayının başında, dedi ki “Ben bu ayın sonunda ofisimde oturmuş olacağım, o yüzden bu katı bitirin.” Kat sıfır daha, yani daha iskeleti var. Fayansçılar elektrikçiler, alçıpancılar, boyacılar hepsi aynı anda girdiler o katın içine. Şimdi orada kalırsa o kablo, sabaha kadar haşat olur, çöp olur yenisini açmam gerekecek. Onun acelesiyle çalışıyordum, merdiveni biraz dengesiz bıraktım o arada merdiven kaydı altımdan, havada asılı kaldım; arkadaşlar gelip indirdiler beni, omuzlarım çok ağrıdı tabii, ertesi gün ben hastaneye gideceğim, çıkmayacağım. O gün çıkmadım saat 09.00’a kadar uyudum koğuşta. Saat 09.00’da sonradan benimle beraber yargılanan Mehmet arkadaşım geldi koğuşa, aynı odada kalıyorduk. Geldi uyandırdı beni, “Kalk, eylem var” dedi. Çıktım gittim eyleme. Baktım bir Jandarma komutanı gelmiş, işçilerle konuşuyor, işçileri sakinleştirmeye çalışıyor. “Yapmayın, yaptığınız hukuksuzluktur, hepinizin başı yanar, dağılın gidin buradan” gibi sözler sarf ediyor işçilere. O ara ben dâhil, birkaç arkadaş tepki gösterdik. “Kalk git buradan, sen bize ekmek mi veriyorsun, iş mi veriyorsun aş mı veriyorsun, sen ne diye gelip konuşuyorsun burada, sen kimsin?” diye tepki verdik. Daha sonra sinema salonuna girdik işçi arkadaşlarla, orada konuştuk biraz sorunları ve talepleri orada dile getirdik. İşte sendikacı arkadaşlar da vardı orada, onlar da not aldılar. Daha sonra koğuş alanına gittik, bir tur attık böyle yani koğuşta olan işçi arkadaşları eyleme katmak için. Sloganlar eşliğinde kampın etrafında bir tur attık. O sırada ben koptum odaya gittim, bir üstümü değiştireyim dedim, pijama ile gitmiştim. Daha sonra eylem alanına indim, işçi kalabalığıyla karşılaştım, orada dâhil oldum direnişe. Saat 13.00’e kadar orada direnişte kaldıktan sonra yoruldum biraz, koğuşa dinlenmeye gittim akşam 17.00’a kadar. Uyandım yemekhaneye gittim, değişen hiçbir şey yok yine aynı yemekler. Koğuşumda istirahat ettim uzun bir müddet. Saat 22.00 civarında bize telefon geldi, dediler ki R APOR GÖRÜŞME ÖZETLERI 91

Select target paragraph3