İçselleştirilmiş Bir Gelenek Olarak Ayrımcılık
Müslüman, Türk kimliğinden olmadığını bilin, anlayın, tanıyın, bunun
farklılığının bilincinde olun ama ayrımcılık yapmayın. Niye ayrımcılık
yapmayın? Çünkü Hrant, Pakrat, Dimitro, Hagop ve Salamon bu memleketi
herhangi bir Osman’dan, Mustafa’dan daha az seviyor değil. Çünkü bu
memlekette size göre milli değillerse de yerliler, hem de sizden kat kat fazla
yerliler. Sizin milli anlayışınız bütün bunları reddediyorsa, bütün bunları
dışarıda bırakmak niyetindeyse, bu anlayışla varacağımız yer çağdaş bir yer
olmayacak, mutlu bir ülke hiç olmayacak. Çünkü bu tekliğe dayanabilmek
için söylediğiniz bütün söylemler herkesi dışlamak zorunda. Herkes
derken şunu kastediyorum, siz öncelikle memlekette "gâvur" dediklerinizi
dışlayabilirsiniz, çünkü dersiniz ki: “Biz Müslümanız ama onlar gâvur, onlar
başka, onlar olmasa daha iyi olur.” Biraz önce Ülkü hocamın dediği gibi
"Onlar pistir" diyebilirsiniz, "Onlar yalancıdır" diyebilirsiniz, "sahtekârdır"
diyebilirsiniz, her şeyi diyebilirsiniz. Fakat bunun gerçekte karşılığı
yok. Bunu tekçilikte, tek millet-tek devlet düsturunda söyleyebilirsiniz.
Bunu Osmanlı’da söylemeyi kimse aklından bile geçirmiyordu. Hayatın
pratiğinde böyle olmadığını herkes deneyimleyerek görüyordu zaten.
İnsanlar birbirleriyle tanışıktı. Doğrudur, gene Hrant’ın sözlerine referansla
söyleyelim ki kompartımanlar içerisindeydik, aynı trendeydik ama
hepimiz kendi kompartımanımızda yaşıyorduk. Fakat yine de hepimiz yan
kompartımanda kimlerin yaşadığını, bayramlarının hangi gün olacağını,
ne zaman oruç tutacaklarını biliyorduk. Dimitro’nun Rum, Hagop’un,
Kirkor’un Ermeni, Salamon’un Yahudi olduğunu biliyor, bunları birbirine
karıştırmıyorduk. Çünkü sayıları, nüfusları onları görmemizi kaçınılmaz
kılıyordu. Ama cumhuriyet düzeni böyle değil, Cumhuriyet’te bugün
Türkiye’deki Ermeni sayısı 50-60 bin kişi, memleket nüfusu 80 milyon. Bu
şartlarda hayatında hiçbir Ermeniyle karşılaşmadan, hiç temas etmeden
ömrünü geçiren bir sürü insan var. Dolayısıyla Ermeni onun için sadece bir
algı, bir tahayyül. O tahayyül de neye göre oluşmuş? Egemen söyleme göre
oluşmuş; egemen söylem ise ötekileştirici, ayrımcı, ayrıştırıcı…
Yine Ülkü hocam konuşurken, "pislik" meselesine vurgu yaptı.
Gözümün önüne yaşadığım semt ve günlük deneyimlerim geldi. Şunu çok
sarih ve çok net olarak hiç çekinmeden, tereddüt etmeden ve genelleme
yaparak söyleyebilirim: Eğer yaşadığımız ülkenin bütün etnik toplumlarını
kıyaslayarak bir temizlik sınavı yapacak olursak o sınavın en başarılısı
125