Türkiye Kamu Yönetiminde Ayrımcılık:
Kürt ve Alevi Yöneticilerin Durumuna İlişkin Sınırlı Gözlemler
İşaret edilen tarihsel arka plan önünde bu çalışma mülki idare
amirinin seçiminde uygulanan yöntemlere ve devletin yereldeki en
üst düzeyde temsil ediliş biçimine bir insan hakkı meselesi olarak
yaklaşmaktadır. Türkiye taşrasında devleti en üst düzeyde temsil eden
kategorinin Sünni-Türk çerçevesi içinde daraltılmış olması, çoğaltan etkisi yüksek bir olgu olup, otoriter uygulamaların gündelik hayatta, onun
içinden ve onun üzerinde yeniden üretilmesinin yolunu açmaktadır.
Yukarıda anlatılan bağlam içinde bu araştırma ile Türkiye’de çoğu
zaman aşırı politik ve gerilimli bir alan olan insan hakları tartışmalarına
taze bir mecra sunulup, insanların gündelik yaşamına değen, onların
uygar, mutlu ve sağlıklı bir yaşam sürmelerinin yolunun insan haklarından geçtiğinin altını çizen sonuçlar üretmeye çaba gösterilmiştir.
Tercih ettiğimiz metodolojik çerçeve içerisinde kişisel deneyime
odaklanılması, egemen hukuk söyleminde kendisine yer bulamayan ve
bizim “gri alandaki hak ihlalleri” demeyi tercih ettiğimiz bağlamı görünür kılacaktır.
Araştırmanın İlerleyiş Süreci
Bu araştırma, yaşam öyküsünden gelen bilgiyi geçerli ve özgün bilgi
kaynağı olarak kabul etmiştir. Anlatılan öykülerin konvansiyonel hukuk dili ve mevzuata sızamayan hak ihlallerine köprü oluşturacağı ve
duyulmayan sesleri gündeme getirme gücü olduğu ve bunları ifade edeceği düşünülmüştür.
Üst düzey kamu yöneticileri arasında etnik ve dinsel köken kaynaklı
ayrımcılığa ilişkin kuramsal çalışma eksikliği nedeniyle araştırmamız sırasında ırk eksenli kurumsal ayrımcılık çerçevesinden sıkça yararlandık.
Ulaştığımız Sonuçlar
Araştırmanın temel hedefi, mülki idare amirleri arasında geçerli ayrımcılığın örnekler üzerinden sergilenmesiyle, engelleyici yasal hükümlere rağmen ayrımcılığın nasıl hayata geçirildiğine ve uzunca bir süredir
51