Uluslararası Ayrımcılık Konferansı
Devletlerin insan hakları ihlaller için ileri sürdükleri bu “istisna
durum” savunusuna, ırkçılık bağlamı taşıyan ihlal iddialarında karşılaşmak mümkün değildir, ırkçılık iddiası söz konusu olduğunda artık
istisnai durumun yerini kesin bir “inkâr” alır. Irkçılığın insan hakları
sitemi içinde mutlak bir biçimde yasaklanmış olması, “inkâr”ın ortak/
temel devletler politikası olmasının arkasında yatan en güçlü nedenlerden biridir. Irkçılığın inkârı politikası o kadar içselleştirilmiş, yaygınlaştırılmış ve kültürün derinlerine yerleştirilmiştir ki “ırkçı değilim
ama” retoriği ile başlayan ve arkasından onlarca ırkçı argümanın sıralandığı bir konuşmayı her yerde ve neredeyse herkesten duyabilir ya
da Macaristan’da haber yapmak için sınıra giden bir gazeteciyi sınırı
geçen göçmen bir kız çocuğunu tekmelerken televizyonlardan izleyebilirsiniz.
Devletler politikası olan inkârın toplumsal alanda bir nevi çoğul
inkâr ırkçılığın kök salmasını ve yeniden üretilmesini kolaylaştırır. Bireysel inkâr, devletlerin inkâr politikasının aksine her durumda tamamen bilinçli de olmayabilir. Ancak bu insanlar ırkçı fikirlere sahiptir,
pasif/agresif bu fikir Macaristan’daki gazeteci örneğinde olduğu gibi
ırkçı bir eylem ya da ifade olarak ortaya çıkmak isteyecektir. Kendilerini
değiştirmek için çaba göstermezler çünkü ırkçı değillerdir.
Günümüz dünyasında ırkçılığı yeniden çerçeveleyen ve bunu topluma sunduğu “makul” gerekçelerle görünmez kılan iktidar/ırkçılık ilişkisinin sonucu olan bu durum, sadece bireysel önyargılardan kaynaklamaz, sosyal, kültürel ve ekonomik gerekçelerle perdelenir, hukuk rejimi
tarafından da görmezden gelinir.
Irkçılığın yarattığı eşitsizliği, her durumda sadece ekonomik ya da
sosyal bir olgu olarak göstermek, istisna olumlu örnekleri fırsat eşitliği
olarak ilan etmek, yasa önünde eşit tanınma ilkesini sıkça hatırlatmak,
ırkçılığa karşı mücadeleyi ceza hukuku alanına hapsetmek ve ırkçılığının sorumluluğunu üstlenmemek inkâr politikasının ilan edilmemiş
devletlerarası bir yasasıdır.
Irkçılık karşısında eylemsizlik de ırkçılığın yeniden üretilmesine
katkı sunan inkâr biçimidir. Irkçılık karşıtlığı, sadece bir olumsuzluğun
reddi değil, aynı zamanda adalet ve eşitliğin toplumsal ilişkilerin vazgeçilmezi olmasının tek yoludur.
İnsan hakları örgütleri ve savunucularının etnik, ırksal inanç eşitsiz10