İçselleştirilmiş Bir Gelenek Olarak Ayrımcılık
kurgulamak... Biraz önce şurada birkaç ek daha koydum buna, bunu
Türkiye’de söyleyen Müslümandan dost olur mu peki, bu soru da
sorulabilir. Biz soruyoruz insanlara, “Ermeni komşun olmasını ister
misin?” veya “Yahudi komşun olmasını ister misin?” diye, cevap yüzde
bilmem kaçlarda, bunları da çarşaf çarşaf yayınlıyoruz. Bir de Ermeniye
sorun bakalım Müslüman komşusu olmasını ister mi, Yahudilere sorun
bakalım o ister mi diye. İşin o tarafına hiç bulaşmıyoruz. Çünkü gene
biraz önceki konuşmaya atfen söyleyelim. Biz pirüpakız, yarattığımız algı
bu. O pirüpaka o kadar inanmışız ki bu inandırıcılıkla Afrika’da soykırım
yapmış birini ağırladığımızda, “Yahu ne yapıyorsun, bu adam Darfur’da
şunu yaptı, bunu yaptı” dendiğinde “Müslüman soykırım yapmaz” deyip
işin içinden çıkabiliyoruz. Peki, izin verin de gidelim Araplara Türk
algısını soralım. Suriye insanlarına soralım: “Türk algınız nedir?” diye,
Türk deyince ne düşünüyorsunuz diye. Bizim burada yarattığımız algı şu:
O ülkelerde Osmanlı egemenliği altında iken her şey güllük gülistanlıktı,
hak, hukuk adalet vardı. Biz orayı bıraktık geldik, şimdi onlar batırdılar
memleketi, bizi özlüyorlar zaten, gelin de bizi kurtarın diye bekliyorlar.
Bu algıya insanlarımızı ikna etmeye, inandırmaya çalışıyoruz. Acı, çok
acı ama önemli ölçüde başarıyoruz da ne yazık ki. Oysa bunun hiç de
böyle olmadığını yüreğimiz çok burkularak Fatih Akın’ın “The Cut”
filminde seyrettik. “The Cut” Ermeni Soykırımı’nı anlatmak üzerine
tasarlanmış bir filmdi, bir sahnesinde I. Dünya Savaşı’nda mağlup olan
Osmanlı’nın Halep şehrinden geri çekilişi vardı, askerlerle birlikte halkın
geri çekilişi. Çok trajikti ve orada gördük ki Suriyeliler onların gidişini
bayram gibi kutladılar. Aynı şeyi muhtemelen Balkan ülkeleri için de
söylemek mümkündür. Hiç kimsenin bu anlamda Osmanlı’yı özlediği
falan yok, Davutoğlu’nun hesabı yanlış bir hesaptı. Kurduğu kurgu yanlış
bir kurguydu. En kötüsü, “bir ülke nasıl cehenneme çevrilir”in örneğini ne
yazık ki insanlar birkaç yıl içerisinde Türkiye’yi göstererek anlatacaklar.
Biz memleketimizi ne yapıyoruz, neye çeviriyoruz, neye eviriyoruz?
Bütün bunlar sanki bağlantısız gibi ama hepsinin üreticisi, bütün bu
söylemleri toplum nezdinde inandırıcı, kabul edilebilir kılan şey ne
yazık ki medya. Türkiye’de medyanın işlevi bu, medyanın rolü bu ve
bu rol sadece günümüzde bugünkü yandaş veya satılmış yazarlarla,
kalemlerle sınırlı değil. Benim yaşım yetiyor, ben Akbaba mizah dergisini
127