Uluslararası Ayrımcılık Konferansı
hatırlıyorum. Akbaba dergisinin nasıl bir Yahudi düşmanlığı ürettiğini
anımsıyorum, antisemitizm kelimesi bile çok hafif kalıyor. En ucuzundan
bir Yahudi düşmanlığı, ırkçılık yaptılar yıllarca. Bütün Yahudilerin para
babası olduğu imajını yaydılar sistematik bir şekilde. Oysa daha 100
sene öncesine kadar Türkiye’nin belki de en yoksul toplumsal kesimiydi
Yahudiler, özellikle de İstanbul’un. Kuledibi semtinde sefalet içerisinde
yaşarlarken kentin en yoksul kesimini oluşturuyorlardı. Evet doğrudur,
taşlar yerlerinden oynadı. II. Dünya Savaşı Almanların mağlubiyetiyle
bitti. O yüzden Balat’ta inşa edilen insan yakma fırınları devreye
sokulmadı. Hazırlandıkları, donanımları, araç gereçleri ithal edildiği,
inşa edildikleri halde ne mutlu ki kullanılmadı, kullanılmasına fırsat
verilmedi. Tarih başka türlü tekerrür etti. O başka türlü tekerrür eden
tarih içerisinde de Yahudiler artık Türkiye’nin en yoksul toplumsal grubu
olmaktan ne mutlu ki çıktılar. Ama tarih boyunca Akbaba dergisi onları
memleketin kanını emen zenginler olarak tanıttı. Oysa memleketin kanını
emen o kadar çok özellikle de günümüzde iktidar paydaşı sermaye var
ki, aralarında Yahudi falan da pek yok artık. Yakın zamana yani 1970’lere
kadar aralarında tek tük Ermeni veya Yahudi de vardı. Demirel’in iş
ortağı, Şellefyan’ın bilmem nesi bilmem nesi gibi isimler vardı örneğin.
Artık tek tük bile olsa onlara rastlamıyoruz.
Mutlu olsunlar, sermaye de millileşti, her şey millileşti ama memleket
zor bir yere geldi. Memleket bir arada yaşamanın, bir arada sağlıklı bir
gelecek inşa etmenin gittikçe uzak hayal olmaya başladığı bir iklime geldi.
Oysa buna ne çok ihtiyacımız vardı. Ben Mihail Vasilyadis ile program
yapıyorum. O şunu söylüyordu mütemadiyen: “Mozaikle sanat yapmak
çok zor bir iştir. Farklı taş parçalarını alacak, boyu, çapı birbirine benzer,
benzemez, rengini benzeteceksin, şeklini uyduracaksın ki onlarla bir
anlatı inşa edebilesin. Ama mozaiği betona çevirmek, mermere çevirmek
çok daha olağanüstüdür. Bu memleket 100 yıldır bunu yapmaya çalışıyor.
Mozaikten mermer üretmeye çalışıyor.” Başarılamıyor, başarılacak gibi de
değil bu. Bu ütopya başarılamıyor ama o çaba hepimizin ensesinde boza
pişiriyor. Hepimizi mutsuzluğa götürüyor, dileyelim ki de başaramasınlar.
Ama biz mozaiği nasıl yeniden şekillendireceğiz, nasıl herkesi kendi
rengiyle, kendi unsuruyla güzel bir tablonun içerisine yerleştireceğiz?
Ön��müzde duran en ciddi hedef bu olmalı.
128