Toplumsal Eşitsizlikler ve Ayrımcılık
endişe edilen tartışmalar yapılmıştır (Callinicos, 2013, s. 61-65; Bernasconi, 1989, s. 137-138). Öte yandan, eşitliğin evrensel bir ilke olması konusunda da evrenseli kapsayan alanın ne olacağı yani Batı dışı hangi
toplumları kapsayacağı da tartışılan bir konuydu. Batı kapitalizminin,
dünyadaki üstünlük fikrini ayakta tutan şey ekonomik ve teknolojik üstünlüğü olsa da her konuda üstün oldukları iddiası büyük filozoflarının
metinlerinde de rastlanan bir tartışma idi (Bernasconi, 2015, s. 7-11). Bu
nedenle, ayrımcılık dendiğinde, ilk akla gelen ırkçılık hatta daha özelde
siyahi-beyaz insan ayrımıdır.
19. yüzyıl ve 20. yüzyılın ilk yarısına kadar ırk terimi, olgusal bir temele dayalı olmadan, yeryüzünde yaşayan insanların tipolojik özellikleri
(ten rengi, kafatası biçimi vs.) ile kültürel ve ahlaki nitelikleri arasında
nedensel bir ilişki olduğu gerçeğini iddia etmek için kullanılmıştır. Bu
iddia etrafında örülen siyasal söylemler ve toplumsal ilişkiler 20. yüzyılın ortalarına kadar kapitalizmin yayılmasına ve sömürü ilişkilerinin
meşrulaştırılmasına hizmet etmiştir. Bu terimin hiçbir bilimsel anlam ve
toplumsal gerçeklik taşımadığı sonucuna ancak, II. Dünya Savaşı’nda
gerçekleşen Holocaust (Yahudi soykırımı) felaketi sonrasında varılmıştır.
Bundan sonra Avrupa tarihinin faşizm ve ırkçılıkla büyük yüzleşmesi gerçekleşmiş ve Frankfurt Okulu ile başlayan ideoloji olarak ırkçılık ve bununla ilişkisi içinde ırkçılığın psikolojik arka planı üzerine
çalışan kuramsal bir hat çizilmiştir. Kapitalizmin yapısal niteliğinden
ötürü ırkçılığın kendini “yeni ırkçılık” biçimleri ile sürdürdüğünü iddia eden tartışmaların yanı sıra, yeni olguyu milliyetçilik sorunu olarak görmek gerektiğini ve ırkçılık kavramının ayrımcılık yerine ikame
edilmemesi gerektiğini iddia eden bir tartışma çizgisi de gelişmiştir
(Çoban Keleş, 2012). Irk kavramı, açık bir şekilde yanlış bir anlamlandırma olarak fiziksel ayrımları ifade ederek ırkçı ideolojinin baskı
ve eşitsizlik üretimine hizmet eder. Etnisite kavramı ise, halkların gönüllü bir aidiyet tarifidir ve sosyal bilimlerde de analitik bir kavram
olarak kullanılagelmiştir. Ortak bir kültür ya da inanç mirasını paylaştıklarını düşünen grupların bir ifadesi olarak etnisite, 20. yüzyılda
kapitalizmin ayrımcılık ve eşitsizlik üreten etnik ideolojilerine araç kılınmıştır. Etnisitenin açık bir biçimde ırksal bir ayrımcılık bağlamında
ilk kullanıldığı yer, Balkan coğrafyasında komünist rejimleri tasfiye ve
kapitalizmin inşası için başlatılan Yugoslavya iç savaşında kullanılan
“etnik arındırma” terimidir (Fenton, 2001, s. 97).
133