II. ULUSLARARASI AYRIMCILIK KONFERANSI
maşıklığıyla baş edilmesini sağlamak üzere birtakım kanunnameleri de
uygulamaya geçirmiştir. Gayrimüslim nüfusu teşkil eden ve zımmi olarak
adlandırılan kesim, vergilerini zamanında ödediği ve Müslümanlarla çatışmadan kaçınıldığı sürece barış içinde yaşayabilirdi. Yahudiler, Rumlar
ve Ermeniler, kendi meseleleri hususunda kendi yargı yetkilerine sahip
topluluklar (millet) olarak yapılandırılmıştı (Barkey 1994, 43). Bu, imparatorluğun devamı için sınırlı hoşgörünün bir ifadesiydi. Daniel Goffman,
orta çağın geç dönemlerindeki Avrupalı Hıristiyan ve Osmanlı siyasilerini şu şekilde karşılaştırmaktadır: “… Avrupalı Hıristiyanlar çoğu zaman
‘öteki’ yaklaşımı ile, özellikle de Yahudi ve Müslüman ile olan ilişkilerini
şiddetli zulüm ve sınır dışı etme yoluyla yönetiyorlardı. Osmanlılar, kendi
‘ötekilerini’, kuramsal bir Müslüman üstünlüğünü ileri sürerek gayrimüslimlere yönelik kişi başı vergi ve çoğu zaman sembolik tüketim kısıtlamaları uygulayarak ve imparatorluk içinde çeşitli dinlerin adeta özgürce
birlikte yaşadığı bir ortamda daha az şiddetle idare ettiler. Buna karşılık,
Osmanlı devleti Müslüman nüfusa karşı o kadar hoşgörülü değildi ve her
türlü heterodoks İslami hareketi mağdur etti ...”2 Bu, Osmanlı Devleti’nin
15. yüzyıldan sonra merkezileştirme çabalarına muhalefet eden tüm dini
gruplara karşı acımasız bir sosyal örgüt etmesiydi.
Modernleşmeye neden olan paradigma dönüşümleriyle yeni ayrımcılıklar türedi. 1839 tarihli Tanzimat Fermanı ve 1856 tarihli Islahat Fermanı,
istedikleri dini seçmek de dahil olmak üzere, hem Müslüman hem de gayrimüslim tüm Osmanlı tebaasının bir dizi dini özgürlüğünü garanti altına
aldı. Reform hareketinin bir sonucu, Osmanlı hukukundaki Müslüman,
zımmi ve gayrimüslim-yabancı kategorilerinin ortadan kalkması oldu; ancak Osmanlı idaresi, üç büyük gayrimüslim cemaatin kendi kendini idare
etmesini sağlayan bir dizi hukuki düzenlemeyle millet adı verilen dini grupları tanımaya devam etti: Rum Ortodoks (1862), Apostolik Kilisesi Ermenileri (1863) ve Yahudiler (1865) (Hanioğlu 2008, 74-76). 1876 Anayasası’nda
İslam devletin resmi dini olarak kalmasına rağmen tarihte ilk defa tüm tebaanın dinlerine bakılmaksızın eşit haklara sahip Osmanlılar olduğu ilan
edildi. Osmanlı’nın tüm bürokratik pozisyonları kâğıt üzerinde gayrimüslimler için açık hale geldi, ancak uygulamada sorunlar vardı. Siyasal İslam
2 Barkey (2008), 160; çeşitli gruplara uygulanan baskılar için bkz.160-191.
86