DIN, İNANÇ AYRIMCILIĞI
(Türköne 1991) kadar milliyetçilik de modernleşme sürecinin ürünleridir.
Birinci Dünya Savaşı’nın kötü ekonomik koşullarının oluşan milliyetçi duygularla beslenmesi, 1915’te başta Ermeniler olmak üzere Süryani ve Keldani
Hıristiyanlara yönelik insanlık suçlarına yol açtı.
1924 yılında, İslam inancı ve uygulamalarına ilişkin hizmetleri yürütmeye yönelik laik idari bir birim olan Diyanet İşleri Başkanlığı (bundan
sonra Diyanet olarak anılacaktır), İslam dininin gereklerini yerine getirmek, toplumu din konusunda aydınlatmak ve ibadet yerlerini yürütmek
üzere kurulmuştur (Gözaydın 2020). Bu kurum İslami hizmetleri düzenlemek için kurulmuştu; ancak aslında resmi bir İslam anlayışını yayarak
“dini” kontrol etmenin ve sekülarizmi “güvence altına almanın” bir aracıydı. Cumhuriyet Türkiye’sinin kurucu seçkinlerinin zihniyetinde din, kişisel
alanda kalacaktı; kamusal yönü sadece Diyanet tarafından yönetilecekti.3
Böylelikle 30 Kasım 1925’te dervişlik/tarikatlar yasal olarak yasaklandı.4
24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalandı. Türkiye’deki gayrimüslim azınlıklar için olumlu kimi haklar sağlamakla birlikte olumsuz
durumlar da doğdu: Gayrimüslim kesimin sadece üç büyük (Rum Ortodoks, Ermeni Ortodoks ve Yahudi) topluluktan oluştuğu şeklinde yorumlandı. Bu nedenle, Süryani Ortodoks ve Süryani Keldani, Latin Katolik ve Bahai inancına sahip diğer Müslüman olmayan grupların hakları
Türkiye tarafından Lozan koruma planına tabi görülmemiştir. Dahası,
üç büyük toplulukla ilgili olarak dahi, özellikle mülkiyet sorunları ve
dini/eğitim kurumlarıyla ilgili konularda uygulama yetersiz kalmıştır.
Türk vatandaşlığını ve Türk uyruğunu tespit etmek 1920’lerin modern
Türkiye’nin öncelikleriydi. Türklüğü tanımlayan 1924 Anayasası’nın
88. maddesine ilişkin Meclis’te geçen yoğun tartışmalar, bir kısmı nefret
söylemi olarak nitelendirilebilecek birçok ayrımcı ifade içermektedir.5
Gayrimüslim kesimin Türkleştirilmesi ve marjinalizasyonuna yönelik
girişimler 1920’lerde hararetlendi.6 “Geçmişin olumsuz mirası, İkinci
3 “Nakşi Kürtler 1925’te ayaklandı; diğer Nakşibendiler, içerden fethetmek üzere Diyanet’te iş bulmaya baktılar.” Bu iddia için bkz. Findley, (2010), 382-383.
4 Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun 677, 13 Aralık 1925.
5 TBMM Zabıt Ceridesi, dönem II, cilt 8/1: 908-911.
6 1920’lerde ve 1930’larda gayrimüslim nüfusa yönelik “Türkçe konuşma” kampanyaları ve diğer
olumsuz faaliyetler için bkz. Çağaptay (2006).
87