Toplantı ve Gösteri Hakkı İzleme Raporu
Otoriter Sistemlerde Protesto ve Eylem
Repertuvarı
Ayşen Uysal
Akıllı köylü,büyük efendinin karşısında
yerlere kadar eğilir; ama sessizce osurur
Etiyopya Atasözü
Türkiye’de mevcut siyasal sistem otoriter bir sistem midir? Bir istisna rejimi midir? Yoksa
sıklıkla ifade edildiği gibi bir faşizm midir? Çok önemli bir tartışma. Ancak bu yazının
konusu mevcut rejimin niteliğini tartışmak değil; baskıcı rejimlerde, ki ben burada bu tür
rejimleri adlandırmak için “otoriter sistemler” nitelemesini kullanacağım, protestonun
nasıl bir dönüşüm geçirdiğini tartışmak. Haklarımızdan “soyundurulduğumuz”, hak kavramının içinin boşaltıldığı, ancak bazılarına sadakatleri ölçüsünde imtiyazlar bahşedildiği
bir baskı döneminde protesto nasıl biçimleniyor? Sıklıkla düşünüldüğü üzere protesto
baskı arttıkça artar mı, yoksa yine sıkça düşünüldüğü gibi ortadan mı kalkar? Baskı ile
protesto arasında nasıl bir ilişki vardır?
Ben burada “hiçbir baskı düzeyinin ve türünün protestoyu tamamen ortadan kaldırmadığı, ancak biçim değiştirmesine yol açtığı” tezinden yola çıkacağım. Bunu da daha
önce yapılmış bir dizi çalışmadan hareketle ve farklı dünya ülke deneyimlerinden hareketle yapacağım.
Repertuvar kavramı
Otoriter sistemler, totaliter sistemlerin aksine, delinemez beton bir blok biçiminde düşünülmemeli; çatlakları var ve o çatlakları takip ederek bir çıkış bulmak mümkün. Nitekim
çok farklı coğrafyalarda ve zamanlarda insanlar her zaman o çatlaklardan sesini yükseltmenin ya da sessiz çığlık atmanın yollarını bulmuşlar. İşte aranan bu çıkış yolları bizi
repertuvar kavramı üzerine düşünmeye sevk ediyor.
Repertuvar, “paylaşılan ortak çıkarlar temelinde birlikte hareket etmek için kullanılan araçlar” (Tilly 1986: 541) olarak tanımlanır. Bir grubun taleplerini dış dünyaya
anlatmak için kullandığı anlamlar ve araçlar setidir (Della Porta & Diani 2006: 168-69).
Repertuvar bir metafor olup müzikte ve tiyatroda kullanılan repertuvar kavramı ile bir
analoji söz konusu. Repertuvarlar donuk değildir; ihraç edilir, genişler, uyarlanır, yeniden
oluşturulur. Repertuvar bir birikimi ifade eder, öğrenilir, aktar��lır. Bu açıdan baktığımızda,
verili bir dönemdeki eylem repertuvarı aslında kendini önceleyen dönemlerin birikimine
dayanır. Sabırla denenmiş, zamanın süzgecinden geçmiş araçlardır. Repertuvar, tarihsel olarak öğrenilmiş, paylaşılmış ve uygulanmış olup mücadelenin içinde gelişir (Tilly
1986). Ayrıca, talep eylemin biçimini belirler. Her talebe her eylem biçimini uygulamak
mümkün değildir. Repertuvar aktörlere göre de farklılık gösterir. Aktörler, yaptıkları hesaplar ve geçmiş deneyimlerine dayanarak repertuvar içinden stratejik seçim yaparlar.
Nihayetinde repertuvar sonsuz değildir, sınırlıdır. Bu repertuvar sayesinde bugün insanların çoğu bir seçim kampanyasına nasıl katılacağını, nasıl dernek kuracağını, imza kampanyasını nasıl başlatacağını, nasıl grev yapacağını bilir. Ancak bir eylem repertuvarı sadece eylemcilerden hareketle şekillenmez; aktörlerin biriken deneyimleri ile otoritelerin
stratejilerinin kesiştiği ve kültürel olarak kodlanmış eylem biçimlerini ifade eder. Özetle,
repertuvar, örgütlere ve taleplerine göre biçimlenen, ancak bir o kadar da dış faktörlerden
etkilenen bir modeldir. Tüm bu faktörlerin kesişme noktasında yer alır ve tarihsel olarak
58