Toplantı ve Gösteri Hakkı İzleme Raporu
otoritelerinin, sınırlandırma rejiminin düzenlenmesi ve uygulanmasında sahip oldukları
takdir payının, özellikle mekân seçimine yönelik müdahalelerde ne kadar dar olduğunu
gözler önüne serer.
1. Türkiye’deki Mekân Yasaklarının Kanuni Dayanakları
Türkiye’de toplanma özgürlüğüne dair kanuni çerçeve, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu18 ve bu kanunun uygulanmasına dair yönetmelik19 tarafından
çizilmiştir. Toplanma özgürlüğünün koruma alanı içinde yer alan mekân seçimi hakkı,
Kanun’un 22. maddesinde yer alan mutlak mekân yasakları ve 6. maddesinde mülki amirlere tanınan yer ve güzergâh belirleme yetkisi ile sınırlandırılmış, daha doğru bir ifade ile
adeta ortadan kaldırılmıştır.
22. maddede yer alan mutlak yasaklar; genel yolları, şehirlerarası karayollarını, parkları, mabetleri, kamu hizmeti görülen bina ve tesisleri ve bunların eklentilerini ve Türkiye
Büyük Millet Meclisi’ne bir kilometre uzaklıktaki alanı kapsamaktadır. Bu mekânlar dışında nerede toplantı ve gösteri düzenlenebileceğini belirleme yetkisi, 6. madde uyarınca,
münhasıran mülki amire aittir. 6. maddeye göre mülki amir olan vali ya da kaymakamın,
yer ve güzergâh belirlerken, çeşitli sivil toplum kuruluşlarından görüş alması gerekmekle
birlikte, bu görüşler sadece tavsiye niteliğindedir, bağlayıcı değildir. Öte yandan 6. maddede, mülki amirlerin mekân ve güzergâh belirlerken dikkate almaları gereken üç ölçüt
ön görülmüştür: kamu düzenini ve genel asayişi bozmama ve vatandaşların günlük yaşamını zorlaştırmama.
Kanun’un 23. maddesine göre, mutlak yasaklar kapsamına giren mekânlar dâhilinde
ya da mülki amirlerce belirlenen mekânlar dışında yapılan her türlü toplantı ve gösteri,
barışçıllık başta olmak üzere, başka herhangi bir ölçüt dikkate alınmadan “kanuna aykırı”
hale gelmektedir. Kanun’un 24. maddesine göre de “kanuna aykırı” toplanmaların kolluk kuvvetlerince dağıtılması gerekmektedir.20 Ayrıca 28. maddeye göre “kanuna aykırı
toplantı veya gösteri yürüyüşleri düzenleyen veya yönetenlerle bunların hareketlerine
katılanlar, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde bir yıl
altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Uygulamada, İstanbul ve Ankara örneklerinde olduğu gibi, toplanma özgürlüğüne açık sınırlı sayıda mekânın valilik
kararıyla belirlenmesi, neredeyse tüm toplantı ve gösterileri kanuna aykırı bir statüye
sokmaktadır. Dolayısıyla polis müdahalesine ve ardından ceza yargılamasına dek giden
sürecin temelinde mekân yasaklarının bulunduğu söylenebilir.
2. Mekân Yasaklarının Anayasal Dayanağının Olmaması
Bu noktada ilk olarak altı çizilmesi gereken husus, mülki amirlere tanınan yer ve güzergâh belirleme yetkisinin, 1982 Anayasası’nın 34. maddesine aykırı olduğudur, çünkü
2001 anayasa değişikliklerinin ardından bu yetkinin anayasal dayanağı ortadan kalkmıştır. Anayasa’nın 34. maddesinin orijinal metninde “Şehir düzeninin bozulmasını önlemek
amacıyla yetkili idarî merci, gösteri yürüyüşünün yapılacağı yer ve güzergâhı tespit edebilir” hükmü yer almaktaydı.21 Anayasa’ya son şeklini veren Milli Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonu’nun raporunda, yer ve güzergâhı belirleme yetkisinin, 34. maddeye “özel
sınırlama sebebi” olarak işlendiği açıkça belirtilmişti.22Dolayısıyla 34. maddedeki bu “özel”
18 Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, Kanun No: 2911, Resmi Gazete: 8.10.1983, Sayı: 18185.
19 Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete: 8.8.1985, Sayı:
18836.
20 Madde 24 – “… [A]mir, topluluğa Kanuna uyularak dağılmalarını, dağılmazlarsa zor kullanılacağını ihtar eder.
Topluluk dağılmazsa zor kullanılarak dağıtılır.”
21 Resmi Gazete, 9.11.1982, Sayı: 17863, s. 9-10.
22 Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Tasarısının Danışma Meclisince Kabul Olunan Metni ve Milli Güvenlik Konseyi
Anayasa Komisyonu Raporu, s. 70.
14